Ana içeriğe atla

kitap önerisi.

daha önce mimlendiğim bir yazıda kitap okumayı pek sevmediğimi söylemiştim. bunun nedeni biraz da bilgisayar bağımlılığıymış. kendimi bu aralar bilgisayardan çok fazla uzaklaştırdım, daha çok gerçek aleme döndüm ve kendimi daha mutlu hissediyorum.

kendime sürekli "izlediğim dizilerden, filmlerden ne anlıyorum? kitap okuyup, neden kendi sahnemi kendim yaratmıyorum ki?" diye soruyordum. bir zaman sonra gerçekten mantıklı olduğunu anladım. bir şeyleri gözünüzde canlandırdığınız zaman, daha güzel oluyor.

her neyse, çok fazla tavsiye ettiğim bir şey değildir ama, ankaradayken fakirliğin dibine vurduğumdan dolayı korsan kitapçıları geziyordum. korsan kitap almak, kesinlikle kötü bir şeydir. ama, orijinal kitap almak için paranız yetmiyorsa eğer, orada durup düşünmeniz gerekiyor. lütfen beni ayıplamayın, ama param yoktu. ben de korsan kitapçılara uğradım işte.

pucca'nın yeni kitabının çıktığını, istiklal akarsu'nun yeni kitabının çıktığını ilk orada fark ettim. açıkçası kitapları elime bile almak istemedim, çünkü bu insanların anlatabileceklerini kendime uygun göremedim o an. ne alabilirim diye düşünürken, aklıma "tutunamayanlar" kitabı geldi. ne hikmetse, o gün tüm korsan kitapçılarda, tutunamayanlar kitabı kalmamış.

sorduğum her yer beni sert bir dil ile "hayır, elimizde kalmadı" diye uyarsada, azmettim ve aradım. azimli sıçan, dağları delermiş ama ben delemedim. tezgahta bulunan bir abiye "tutunamayanlar" kitabını sordum, "amma da çok isteyen var şu kitabı, alıpta bitirebilen görmedim zaten." dedi. garipsedim. "bak, önünde duran tanrı daima tebdil-i kıyafet gezer kitabını görüyor musun? onu okudum, tutunamayanlar'ı da okudum. kat kat daha güzel." dedi. inanmadım. korsan kitap satan birinin böyle bir kitabı okuyacağına inanmadım ama "bazen risk almak, güzeldir."

o an içimden sadece o kitabı almak geçti, çıkardım cebimdeki son 5 lirayı kitaba verdim.

işte "o an", hayatımda "iyi ki son 5 liramı harcamışım" dediğim anlardan birisi oldu. olur da yüzbinlerce kitap arasından okuyacak kitap bulamıyorsanız eğer, mutlaka "tanrı daima tebdil-i kıyafet gezer." kitabını okuyun.

benden bu kadar, sonraki yazımda görüşürüz. kusuruma da bakmayın, son zamanlarda edebi yazı falan yazmıyorum. biliyorsunuz, yazarlıktan bile ümidinizi kestiğiniz zaman yazdığınız şeyler anlamsızlık örgüsüne dolaşıyor zaten.

Yorumlar

  1. şanslıymışsın ^.^ korsancı abiye selamlar :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…