Ana içeriğe atla

mim: itiraf!

yaptığı mim'lerle ailemizin mimcisi ünvanını alan, biricik melodram arkadaşımız yine bir yazısında beni mimlemiş. hazır, uzun zamandır yazı yazmıyordum, bugün iki yazı yazayım dedim. bu yüzden, ilk yazım olarak mim'i cevaplandırmaya karar verdim. ikinci yazı olarak, gece saatlerinde psikiyatrist seansı konusuna devam edeceğim.

bu kadar reklamvari konuşma yeterli sanıyorum ki, hadi sorulara geçelim.

soru 1: en son kime yalan söyledin? neden?
ben yalan söylemeyi pek sevmiyorum. ama işin aslı, sevmediğim kadar da yalan söylüyorum. bu yüzden "en son kime?" kısmı biraz garip kaçıyor, hatırlamıyorum ki.

ilk "odunluzıkkım" olduğum zamanlarda, insanlara açık sözlü olup gerçeği söylemenin çok iyi bir şey olduğuna inanıyordum. benim ağzımdan hiçbir şekilde yalan söz duyamazdınız, her zaman gerçeği söylerdim. ondan sonra, zaman geçtikçe yalan söylemeye başladım.

gerçekleri duymak insanlara çok acı veriyor. eğer arkadaşlarınızın olmasını istiyorsanız eğer, yalan söylemek zorundasınız. bunun aksini yapıp, gerçekleri söylemeye çalışırsanız "insanlara soğuk davranıyor" şeklinde bir tepkiyle karşılaşabiliyorsunuz. bu düzeni değiştirmek için çok şey yaptım. fakat değiştirebildim mi? hayır.

sonuç olarak, sorunun cevabı şu: ben herkese yalan söyleyebilirim, sonuncusu kimdi hatırlamıyorum. çünkü, bknz: yukarıdaki 3 paragraf.

soru 2: bizim bu yazıyı okumadığımızı farz et ve kendine bir itirafta bulun.
bazen, erkeklerin en şerefsizi olabiliyorum. bazen, kim olduğumu bile unutuyorum. bazen aynaya baktığım zaman kendimden nefret ediyorum, biliyorsun değil mi ben? yani, ne kadar nefret etsem bile onunla yaşamak zorunda olduğumu bilmek koyuyor.

benim, kendimle ilgili yapabileceğim en büyük itiraf bu.

soru 3: en son severek okuduğunuz kitap, hangi kitaptı?
olasılıksız.

soru 4: şu an istediğiniz işi mi yapıyorsunuz?
ahaha, kesinlikle hayır. yani, hangi hayatı boyunca öğrencilik yapmış bir insan, daha fazla öğrencilik yapmak ister ki?

soru 5: mutlu musun?
"neye göre, kime göre." diye felsefi bir bakış açısı göstermeden cevaplayacağım değil mi bu soruyu? evet, öyle yapıyorum o zaman. kesinlikle değilim. bu kadar net.

soru 6: öleceğini bilseydin eğer, ömrünün son zamanlarını nerede ve kiminle geçirmek isterdin?
zamanında yalnızlıkla çok savaştım. ama sonradan kabul ettim. "yalnız doğmayan, ama yalnız yaşamak zorunda olan bazı insanlar vardır." işte ben o insanlardan bir tanesiyim. bu yüzden, son anlarımı bir kişiden çok bir eşyayla geçirmeyi daha fazla istiyorum.

daktiloyla olabilir. interneti olan bir bilgisayar da olabilir. sonuçta yazmaya ihtiyacım var. insan nefes almadan yaşayamaz değil mi?

soru 7: her bölümü heyecanla takip ettiğin bir dizi var mı?
olmaz mı? how i met your mother, the following, fresh meat, the big bang theory, walking dead, californication, black mirror falan da falan. bunun türevleri çok fazla efendim, çok fazla. hepsini yazsam sığmaz.

soru 8: favori şarkıcın ve şarkısı?
şarkılara favori gözüyle bakmaktan sakınırım hep. çünkü bir şarkım favori olduğu zaman çok fazla dinliyorum, dinledikçe bıkkınlık getiriyor. bu yüzden, her şarkıya "kulağa hoş gelen" gözüyle bakıyorum. bunlardan birisi de "hypnogaja - here comes the rain again."

soru 9: keşke?
ben de keşke normal insanlardan olsaydım. yani ne bileyim, her şeyi fazlasıyla düşünmeyip ayrıntıya takılmasaydım. bir şeyi ayrıntısıyla düşündüğünüz zaman, ana hatlarını kaçırıyorsunuz. bu yüzden olduğu gibi kabul etmek yerine, "olması gerektiği gibi" kabul ediyorsunuz. bu da büyük yanlışlara yol açıyor.

bu soruda bir tane keşkeden mi bahsedecektik? yani benim çok "keşke"m var da... hani o, "ne kadar az keşke dersen, o kadar mutlu olursun" diye bir laf var ya, ben o lafa uyabilenlerden değilim. guiness rekorlarında "yanlış seçimler" diye bir alan olsaydı, şimdiye meşhur olurdum.

soru 10: kötü alışkanlıklarınız var mı?
bilgisayar ve internet bağımlısıyım. sigara kullanıyorum. bunların yanında, hiçbir şeyi kafama takamama gibi bir alışkanlığım var.

soru 11: sence ideal eş nasıl olmalıdır?
ben yukarıda dediğim gibi, yalnızların adamı olduğunu farkettim. o yüzden ideal eş'ten çok, ideal yalnızlığın nasıl olması gerektiğini merak ediyorum.

doğru bir yalnızlık var mıdır? yani, mutlu edebilecek bir yalnızlık? bunu da ben size sorayım.

okuduğunuz için teşekkürler. bu yazıyı okuyan herkesi mimleyivereyim ben de.

Yorumlar

  1. bazen aynaya baktığım zaman kendimden nefret ediyorum, biliyorsun değil mi ben? yani, ne kadar nefret etsem bile onunla yaşamak zorunda olduğumu bilmek koyuyor.

    En sonunda ona yenik düşüp onunla mücadele etmekten vazgeçmekten korkuyorum.

    The Walking Dead hastası oldum çıktım ben de. hatta bloğumda yazılar yazıyorum onla ilgili yazacağım da çünkü bunu benim gibi takip edenlerle tartışmak acayip zevkli oluyor. :)

    Californication 4. sezon ilk bölümde kaldım. Devam ediyorum 2. dizim de o zaten :)

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…