Kayıtlar

Nisan, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

mektup: bıraktığın yerdeydim, koştum. (artı on sekiz)

şimdi sen gidiyorsun ya, siktir git.bir atasözü. gözyaşlarımı gördüğünde dayanamayan insan, merhaba. beni okuyorsan eğer, elini başkasının sikinden çek ve dikkatini buraya ver. bu mektubu ilk defa yazıyorum ve sen, son defa okumayacaksın. biliyorum.

bıraktığın yerde değilim ama insan bazen bıraktığın yeri, ilk hayatımı siktiğin yeri özlüyor biliyor musun? sevginin, aşkın en saf anlamda gösterildiği yere geri dönmek ve bir orospu yerine, başka birine göstermek istiyor her şeyini. ama sonra, erkek kadın fark etmeden, herkesin orospu olduğuna kayıyor aklı. sen olmasaydın eğer, başkası olurdu.

merak ediyorum bazen, benim bıraktığım yerde misin? insanların yaptığı salaklıkları yapıyorum bazen, ismini facebook'ta aratıp bulamıyorum. aklıma tekrar tekrar "ne kadar orospu olduğun" geliyor. biliyorum, tahmin ediyorum sonra; illaki beni bıraktığın yerdesindir. benimleyken, başkasının kucağına atladığın gibi; başkasının kucağından, başkasının kucağına atlıyorsundur kesin. ve başkal…

uykusuzluk.

belki de içimde bir tyler durden vardır. birilerinin uyandırmasını, dürtmesini bekliyordur. sabah uyandığımda yorgun uyanıyorum ve bildiklerimle karşılaştırdığımda, tek açıklaması bu oluyor. gece ben uyurken, biri bana tecavüz etmiyorsa eğer.
uyumayalı çok uzun zaman olmuş gibi hissediyorum. 1976 yılında çekilmiş taxi driver'ın tekrarı olabilirim ya da fight club filmindeki gibi, uyuduğum zaman bedenimi başka biri kullanıyor olabilir. bir insanı 30 yerinden bıçaklamış olabilir, sonra da asitle yok edip tüm kanıtları ortadan kaldırmış olabilirim. insan, paranoyaklıkla birleştiğinde uykusuzluğa anlamlar verebiliyor. sadece "uyuyamıyorum" demiyor. ben uyuyamadığım zamanlarda insanlarla konuşmayı pek sevmem. çünkü saat, gece 12'yi geçtiğinde değişen bir bünyeye sahibim. cem yılmaz'dan alıntı yapacak olursam eğer: "uyudun mu diye sor. neden? çünkü ben uyumadım. aklı yok fikri var."
hiç farkında olmadan bir kadına tecavüz etmiş olabilirim. tüm seri katiller g…

bir şeyler yolunda değil.

siz hiç, dolmuşuna kendisinden daha temiz bakan adam gördünüz mü? ben gördüm çünkü, o yüzden soruyorum. kimilerinin arabası, kimilerinin çocuğu, kimilerinin sevgilisi vardır vazgeçemediği. bazen sevmek güzeldir. birini sevmekten değil, bir şeyleri sevmekten bahsediyorum. zaten, "sevmek" denilen şey karşılıksız değil midir? kendinden daha fazla temiz tuttuğun bir dolmuştan, karşılık olarak ne bekleyebilirsin?
hayatımı, insanlara adadım. "olmayacak" dediler, "senin onlara güvendiğin kadar güvenmeyecekler sana." ben de, "onlara güvendiğimi kim söyledi?" dedim. "sadece güvenmiş gibi gösteriyorum, gitmelerine fırsat vermeden gidiyorum." gitme konusunda, büyük fikirler söylenmiş bugüne kadar. insanlar hep, "herkes gider mi?" sorusunun peşinde. bence, "herkes ölecek mi?" sorusunun cevabı aranmalı. ölümsüz bir insan olmadığı sürece, birilerinin "sürekli kalması" ne kadar mümkün olabilir ki?
"neden gidiyorsun?…

ben bir odunsam eğer.

seslerin tükendiği yerde, sessizlik başlar. ışığın olmadığı yer karanlıktır ya da iyiliğin olmadığı yerde kötülük devreye girer. kusura bakmayın, "duygu'nun olmadığı yerde duygusuzluk başlar." diye bir espri yapmak istiyorum ve sizin de "hangi duygu?" diye devam ettirmenizi istiyorum. lütfen, bu iğrençliği yapalım.
bazen, çoğu insanın benden beklemediği bir şeyi yapar ve düşünmeye başlarım. ağaçların, odunların kalbi, hayal etmediğin sürece yoktur. rüyalar güzeldir ayrıca, ama heves kıran bir yazar "rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu, uyanmaktır." der. ve hiçbir bilim adamı, duygusal yönden kendini kötü hisseden insanın midesindeki ağrıyı araştırmamıştır herhalde. ya da ne bileyim, insanlar yağmurları çok severler ama yağmur damlalarından kaçarlar. çok sevdiği oyuncağını camdan aşağıya atan çocuklar gibi. karışık düşünceler, başka karışık düşüncelere yol açar. herkesin aynı olduğu bir yerde, aykırıysanız eğer çok fazla tepki alırsınız. zaten, her…

anti depresanı bıraktım, devam ediyor.

insan beyni, en fazla, vücut iş yaparken çalışır diye biliyorum. benim beynim genelde sıçarken, duş alırken ya da yemek yerken çalışıyor, oradan biliyorum.
duşta şarkı söylerken, yavaştan yavaştan başlayıp yüksek sesle devam eder bazı insanlar. bazılarıysa, duşlarda dünyanın en sessiz insanıdır, çünkü "o an hayal kurmaya başlar, dünyayla tek bağlantısı fizikseldir. rüyalar gibi aynı."

ben, hayal kurmaya küsmüştüm. kurduğunuz her hayalin kırıldığına tanık olduysanız eğer, tekrar tekrar hayal kurmak, "bir hevesle elinizi attığınız cips poşetinin içi boş olması gibi" bir hal alıyor. oysaki, o "cips poşetini" zamanında yere atsaydınız, o heves hiçbir zaman olmayacaktı.  "değişim, değişim ve tekrar değişim" demiştim. işte, biraz burada başlıyor.
1 haftadır doğru düzgün dinlenemiyorum, çok yoruldum. çanakkaleye gidip, insanları toplamak. afişleri tasarlamak, tüm işlerinin üzerine kalması insanı yoruyor. hoşuma gitmiyor demiyorum, hoşuma gidiyor. ama y…

anti depresanı bıraktım.

yaşamayı denedim. ölmeyi de denedim. şizofrenik karakterler kurup kırmızı hayaller bile denedim. olmadı. çocuğunu döven babanın tokadı gibi yapıştırdılar yüzüme, "psikiyatriste git." dediler. "denemediğim, son şey, son çare..." diyerek çıkıp gittim psikiyatriste. hipotriodin var dedi, depresyondasın dedi ve anti depresan verdi.

denemediğim son bir şey, son bir çare olduğunu fark ettim. değişmek, değişmek ve tekrar değişmek. sahi ya, şimdi merak ettim. "çocuğunu döven bir babanın tokadı mı, babasını döven bir çocuğun tokadı mı daha fazla acıtır insanın içini?" geçenlerde, çanakkaleye gittiğimde yeni tanıştığım bir arkadaşımla sohbet ettim. bir işten bahsetti. firma seni bir kaç hastaneye gönderiyormuş, doktorlarla konuşmanı ve kendi ilaçlarından yazmalarına ikna etmeni istiyorlarmış. garip. içimden bir şey doktorlara güvenmemem gerektiğini söylüyordu. ama her zaman "bir belki" vardır değil mi? selam, ben o "bir belki"den yazıyorum.
ant…