anti depresanı bıraktım, devam ediyor.

insan beyni, en fazla, vücut iş yaparken çalışır diye biliyorum. benim beynim genelde sıçarken, duş alırken ya da yemek yerken çalışıyor, oradan biliyorum.
duşta şarkı söylerken, yavaştan yavaştan başlayıp yüksek sesle devam eder bazı insanlar. bazılarıysa, duşlarda dünyanın en sessiz insanıdır, çünkü "o an hayal kurmaya başlar, dünyayla tek bağlantısı fizikseldir. rüyalar gibi aynı."

ben, hayal kurmaya küsmüştüm. kurduğunuz her hayalin kırıldığına tanık olduysanız eğer, tekrar tekrar hayal kurmak, "bir hevesle elinizi attığınız cips poşetinin içi boş olması gibi" bir hal alıyor. oysaki, o "cips poşetini" zamanında yere atsaydınız, o heves hiçbir zaman olmayacaktı.
 "değişim, değişim ve tekrar değişim" demiştim. işte, biraz burada başlıyor.
1 haftadır doğru düzgün dinlenemiyorum, çok yoruldum. çanakkaleye gidip, insanları toplamak. afişleri tasarlamak, tüm işlerinin üzerine kalması insanı yoruyor. hoşuma gitmiyor demiyorum, hoşuma gidiyor. ama yoruluyorum.

bu yorgunlukların üzerine, bir de hastalık eklendiğinde dünyası ters düz oluyor insanın. bu yüzden, 6 kişilik odada kalmaktansa arkadaşlarıma gideyim bir kaç gün dedim. gittim de. 2 senedir bursada, yurtta yaşıyorum ve "bursaya geldim geleli, böyle mükemmellik görmedim."
kuşu, altın kafese sokmak yerine; altın kafesi kuşa sokuyorsanız eğer, ortada bir sorun var demektir. ama, insanlarda böyle değil. kendimden biliyorum. "biz, bugüne kadar bizi yurda soktular diye biliyorduk. yurdu bize sokmuşlar, yeni farkettim."
kuşu, altın kafese sokuyorsanız, "özgürlüğe bir kastınız var." demektir. insan, "etrafı çitlerle çevrili bir alana sokulduğunda mı daha özgürdür? yoksa, çitler bir kapıyla açıldığında mı?" peki, "12 saatlik bir gününüz var ve geceyi bu çitler arasında geçirmek zorundasınız." denilen bir insan özgür müdür?

ben denedim, test ettim. sorular saçma bir kere. "insan, çitlerle çevrili bir alana sokulmadığında özgürdür. başka türlü değil." 
hayaller, yorgunluk, özgürlük. yuh ağzına tüküreyim, ne alakası var değil mi? dur, dur. var. 
yorgunluktan dolayı, arkadaşımda kaldığım günün sabahında uyandım. çantamı aldım, sokağa çıktım. yürüdüm, etrafıma baktım. "her gün kalktığımda gördüğüm o çitlerin, hiçbirisi yoktu. basmam gereken bir fiş yoktu. horlamasını çektiğim, horlamamı çeken 5 tane insan yoktu. yürüdüm. iliklerime kadar hissettim özgürlüğü. damarlarımda 'özgürlük' hissi varmış gibi hissettim. havanın kokusu, ilk defa bu kadar farklı geldi."

sonra, yurda döndüm. duş aldım. "neden kitap okuyamıyorum?" diye sordum kendime. çünkü, kitap dediğin geceleri okunurdu ve "benim çitlerimin içinde, kendi kafasına göre geceleri ışığı kapatan bir oda arkadaşım vardı." sonra, ben de istedim, hayalini kurdum.

görmek istemediğim oda arkadaşlarım yerine, (burak üzerine alınma canım benim, sen değilsin onlardan.) eve çıkıp sürekli beraber olmak istediğim insanlarla takılmak... bilmiyorum işte, güzel olurdu.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?