Ana içeriğe atla

ben bir odunsam eğer.

seslerin tükendiği yerde, sessizlik başlar. ışığın olmadığı yer karanlıktır ya da iyiliğin olmadığı yerde kötülük devreye girer. kusura bakmayın, "duygu'nun olmadığı yerde duygusuzluk başlar." diye bir espri yapmak istiyorum ve sizin de "hangi duygu?" diye devam ettirmenizi istiyorum. lütfen, bu iğrençliği yapalım.
bazen, çoğu insanın benden beklemediği bir şeyi yapar ve düşünmeye başlarım. ağaçların, odunların kalbi, hayal etmediğin sürece yoktur. rüyalar güzeldir ayrıca, ama heves kıran bir yazar "rüyaları gerçekleştirmenin en kısa yolu, uyanmaktır." der. ve hiçbir bilim adamı, duygusal yönden kendini kötü hisseden insanın midesindeki ağrıyı araştırmamıştır herhalde. ya da ne bileyim, insanlar yağmurları çok severler ama yağmur damlalarından kaçarlar. çok sevdiği oyuncağını camdan aşağıya atan çocuklar gibi.
karışık düşünceler, başka karışık düşüncelere yol açar. herkesin aynı olduğu bir yerde, aykırıysanız eğer çok fazla tepki alırsınız. zaten, herkesin aynı olduğu bir yerde sıradanlık söz konusudur. sıradanlıkların arasında sıra dışı bir birey olarak yaratıldıysanız eğer, merhaba. otur, bir çay içelim.
kimi insanların kalpleri yara doludur, yapıştırmak için yarabandı kullandıklarını söylerler. kimileri içinse kalp, sadece kan pompalama görevini yapar. "bir insanın kafasına vurduğunuzda, binlerce hücresini öldürürsünüz" der bilim adamları. peki, bir duygunun oluşması için kalbe ihtiyaç var mıdır? yani, ben bir odunsam ve kalbim yoksa eğer; nereden geliyor bu mide ağrısı? beynimin bana bir mesajı olmalı. zaten, olur bazen böyle. insan kendi kendiyle konuşur. beynin sağ'ı "dur" derken, sol'u "durma" der. ya da duygularla dolu bir kalbin sağ'ı "sev" derken, sol'u "sevme, sonunda ne olacağını biliyorsun." der.

insanlarda var zaten bir şeyler. ne bileyim işte, ufak ufak çelişkiler, kendisiyle kavgalar ve karar verememeler falan. dünyayı yuvarlak olarak bilirsin mesela, taa ki biri gelip "hayır, geoit" diyene kadar. insanları, çok seversin mesela. taa ki biri gelip "kalbimdeki yaraları yapıştırmak için yarabandı kullanıyorum" dedirtene kadar.
beni de çok sevebilirsin mesela, taa ki tanıyana kadar.
bir insanı görmeden, sadece yazdıklarını okumanın en güzel tarafı; onu istediğin gibi hayal edebilmektir. beni tanısaydın, beni görseydin ve suratıma bakıp sadece bir kaç dakika sohbet etseydin eğer, "bu yazıları benim yazmadığımı düşünürdün." beni tanımıyorsan, beni görmüyorsan ve suratıma bakmadıysan eğer dünyanın en şanslı insanı sayılırsın. kendimi övmek için söylemiyorum, daha çok seni övüyorum. 
suratımda çizgiler çıkmış, aynalara baktıkça görüyorum. yaşım mı büyüyor, yoksa çok mu gülüyorum?
sorular sorulur her zaman. cevabı olmayan sorular vardır, kimilerinin ömrü cevabı arayarak geçer. bazense cevabı bilindiği halde sorulan sorular vardır. yalnız mıyım? boşlukta mıyım? birine ihtiyacım var mı? sorular her soru, başka bir soruyu da açar bazen. yalnızsın odunluzıkkım, ama nasıl? boşluktasın odun, ama nasıl? ve birine ihtiyacın var, ama nasıl?

yalnızlıklar türlü türlüdür. boşluklar da öyle. insanlar çok iyi bilir, kalabalık arasında yalnız olmayı. konserin en güzel, en heyecanlı yerinde şarkılara çığlıklarla eşlik ederken birden boş bulunmayı. ve insanlar çok iyi bilir boşlukları. bazıları ürer, bazıları sadece öper. bazılarının boşluğu çok farklıdır. derinlerde, midenin tam içinde. daha derinde. çok, çok derinde.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…