1 mayısta taksimdeyiz.

konusu açıldığında siyasi görüşümden övünerek bahsederim. bir zamanlar beni tanıyanlar bilir, faşistin en önde gideniydim. (merak etmeyin, bu yazıyı okuyorsanız eğer, o tanıyanlardan değilsiniz.) nitekim, "1 türk, 1000 yabancıya bedeldir" değil mi? değil.
ben istanbul'u pek sevmem. istanbul'un da beni sevdiğini sanmıyorum. 3 günlüğüne istanbul'a gittim. istanbul'a her yeni giden insan gibi, istiklal'de yürüdüm. insanların nasıl robotlaştığını keşfettim. metroya bile bindim ve bu robot insanların birbirlerine bakmaktan nasıl korktuklarını gördüm. arkadan gelecek parayı şoföre uzatmamak için, minibüsün arka koltuklarına koşanları bile gördüm. istanbul'un yaşanacak yer olduğunu söyleyen, yalan söylüyordur. ama bu söylediğim, "istanbul'da yaşayanın da, istanbul'un da umrunda değil."
her neyse, konumuz bu değil zaten. bu konuyu diğer istanbul'u anlatan yazıma yazacağım. şimdi, 1 mayısta taksimdeyiz.
istiklal'de her türlü insanı bulabilirsiniz. bir tarafta, caddenin başında "genç türkler" diye bir şey bağırıyor. hemen ilerisinde, tkp'nin bulunduğu binanın altında da "yarın..." diye bağırıyor gencin teki, "1 mayıstayız! işçinin hakkı için! ezilenin hakkı için! taşeron firmalarına karşı durmak için, işçi ölümlerini durdurmak için!"

gençliğinde ilk defa istiklal'e gelen bir insan için diyorum ki: "işte bu! özgürlüğün beşiği burası olmalı. yukarıda faşistler, aşağıda komünistler! birbirlerine dokunmadan duruyorlar! işte bu!"
 ardından, bir açıklama geliyor.
"yarın, 1 mayıs nedeniyle ido'nun iç hat seferleri iptal olmuştur! taksime giden tüm yollar kapatılacaktır. kabataş tramvayı kapanacaktır. metrobüs çalışmayacaktır."

"neden?" diye soruyor insan. "taksim inşaat halinde. oraya binlerce insan gelecek, hangi idareciye sorarsanız sorun buna izin veremez. facia istemiyoruz." diye cevap veriyor vali.

ben, 1 mayıs'tan önce de, ondan önce de taksimdeyim. oradan biliyorum. sadece bir günde bir buçuk milyon insan geçiyor oradan. sadece bir günde, milyonlarca ton ağırlığında araba geçiyor. "onlarca gün yıkılmadı da, 1 mayısta mı yıkılacak taksim?" demeden duramıyor insan.
sonra, günlerden 1 mayıs oluyor.
ben istanbul'da misafirim. 1 mayıs'ta bursa'ya dönmem gerekiyor. idobüs biletim saat 14.30'da. idobüs'e binmek için gitmem gereken kabataş'a giden her yol taksimden geçiyor. ben 4. levent'teyim. uyanır uyanmaz hangi yolları kullanabileceğime bakıyorum.

taksim'e metro gider, kapalı. taksim'e otobüs gider, çalışmıyor. kabataş'a tramvay gider, çalışmıyor. taksim'e minibüs gitmez. "abi," diyorum bir yere girip, "kabataş'a nasıl gidebilirim?" adam bana "deli sikmiş" bakışını yapıyor, "eyleme mi gidiyor bu yavşak" bakışı. "karşıdan minibüslere binebilirsin." cevabını veriyor sonra.

tam karşımdan, beşiktaş minibüsü geliyor. "abi," diyorum, "kabataş'a gidebilir miyiz bununla?" kafasını çevirip bana bakıyor, "valla kardeşim..." diyor, "ben seni götürmeye çalışırım da, polis izin verir mi bilmiyorum?" diyor. biniyorum.

beşiktaş'a giden yol kapalı. "arkadan dolaşıp, yıldız'dan beşiktaş'a geçeriz." diyor. "tamam abi, sen daha iyi bilirsin." diyorum. tam yarım saat süren, tarihi beşiktaş gezisine çıkıyoruz. sağa dönüyoruz, yol kapalı. sola dönüyoruz, yol kapalı. en sonunda, bir şekilde geliyoruz bir yere. neresi olduğunu bilmiyorum.
hayatınızda hiç biber gazı bombasının dumanını, burnunuzun direklerinde hissettiniz mi? ben hissettim, o yüzden soruyorum.
iner inmez biber gazı bombalarına görüyorum. insanlar, bulunduğumuz yere doğru koşuyor. "faşizm'e kendimizi ezdirmeyeceğiz!" diye bağırıyorlar. biber gazını burnumda hissediyorum. burnum daha çok yanıyor, biraz daha yanıyor. "ara sokağa girelim, bizim olaylarla ilgimiz yok. sadece bursaya gitmek istiyorum." diyorum ben. herkesin ara sokağa girdiğini fark ediyorum.

arkama bakıyorum. ben hayatımda hiç, taramalı tüfek gibi sıkılıp pompalı tüfeğe benzeyen silah görmedim. taramalı tüfek gibi sesleri geliyor arkadan, ortalık zaten beyaz duman içerisinde. ara sokağa değil de, aşağı kabataşa doğru yürüsem "ortalığı dağıtmak için kullanılan bomba, kafamı yarıp gidecek."
sonra, bir şekilde ortalık dağılıyor. nasıl dağıldığını bilmiyorum, bir amca bize şunu açıklıyor:
"evladım, buradaki gaz bombası bir şey değil. burna işliyor. şişli'de bir bomba attılar, biber değil zehir adeta. burnu değil, direkt diyaframı etkiliyor. olduğun yerde kalıyorsun."
ama amca, benim bu olaylarla hiçbir ilgim yok. diyemiyorum. dikkatim her zamanki gibi, ayağında nike ayakkabılar, ceplerinde iphonelar bulunan insanlara kayıyor. "olsun," diyorum, "bir camiden çalıp çalmadıklarını bilemem, ya da dün nike mağazasını da soymuş olabilirler" diye geçiştiriyorum içimden. konuyu kapatıyorum.
sonra...
birileri fotoğraf paylaşıyor. taksimde eylem yapan birileri ve onların önünde çalışan bir işçiyi pozlamışlar. altına da "birileri ortalığı karıştırırken, insanlar çalışıyor." yazmışlar. ben bu fotoğrafı, idobüs'te görüyorum. önce mantıklı buluyorum...
ama, sonrası da var...
aklıma dün geliyor. tkp'nin bulunduğu binanın altında da "yarın..." diye bağırıyor gencin teki, "1 mayıstayız! işçinin hakkı için! ezilenin hakkı için! taşeron firmalarına karşı durmak için, işçi ölümlerini durdurmak için!" sonra, biraz daha düşünüyorum. o, çalışan işçi'nin orada ne işi var! o resimde pozlanmamış işçilerin, orada ne işi var!
bu soruya cevap olarak, "adamın ekmek parasına ihtiyacı var!" diyecek insanlar tanıyorum. merak etmeyin, önce ben de "adam eylemle neden uğraşsın, eve ekmek parası götürmeye ihtiyacı var!" diyordum. sonra, aklıma geldi...
sadece istanbulda, işçi bayramına özel, tüm işçiler işlerini bıraksaydı, istanbulda hayat dururdu biliyor musunuz? kimsenin işe gitmediğini, otobüslerin kendiliğinden işlemediğini, metroyu süren insanların bile orada olmadığını hayal edin. bugün, işlerini bırakanlar, neden işlerini bıraktılar?
insanın aklına kaos geliyor, propoganda geliyor.
bugün, o insanlar; pozda önde çalışan işçinin hakkını aramak için taksime gitmek istiyorlar. onlara gaz bombası atan polislerin hakkını aramak için taksime gitmek istiyorlar. kızılması gereken bir insan varsa eğer, "o pozda önde çalışmaya devam eden adama mı kızmalı? yoksa, o pozda önde çalışmaya devam eden adamı zorlayana mı?"

oysaki, "bugün benim bayramım!" deyip kendi haklarını savunabilirdi değil mi?
ama bilmiyorum, zaten benim konum değil. ben sadece, bursaya gitmek için aracına yetişmeye çalışan bir insanım. dünyayı değiştiremeyeceğimi çoktan kabullendim, bir an önce oralardan kurtulmak istedim.
sonra da yurtta televizyona denk geldim. tüm haber kanallarını zapladım. "göstericilerin polislere taş attığı" falan yazılmıştı. hiç kimse, "polis, pompalığı tüfeği taramalı tüfeğe çevirdi" yazmamış.

yanlı medya dedim.
şimdiyse, amerikan malı bilgisayarımda bu yazıyı yazıyorum. amerikan malı bir telefonum var. ayakkabımın markası nike. çakma, pazardan aldığım 10 liralık bir eşofman giyiyorum. elbiselerimi fazla değiştirmem. amerikan malı bir ülkede, bu yazıyı yazıyorum.

şimdi, diyecekler ki; "e bu yazının sonu nerede?"
tamam da kardeşim, "ben bu yazının sonu olacağını söylemedim ki. ben sana bu kadar şey yazdım, anlamadıysan ben ne diyeyim?"

dikkat et, amerikan malı bir bilgisayarla bu yazıyı okuyorsun. ben, "amerikan malı" derken, komünistlerle dalga geçmeye çalışmıyorum. bundan da haberin olsun. birileri, "götündeki don amerikan malı ama emperyalizm'e karşı geliyorsun" diyor ya, onlara biraz geçirmeye çalışıyorum.

o canlarıma da bir sesleneyim diyorum. ah canım benim, "götünü başını oynatmasaydın da, emperyalizme karşı gelip türk donu üretseydin. beleş don üretip insanlara verseydin de, giyseydik. yaptın da, yapma mı dedik?"

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?