Ana içeriğe atla

hayattan bir kesit: deliler delirdiler.

bundan neredeyse 3 sene öncesiydi, tam hatırlamıyorum. bir gece vakti ağlıyordum. elimde telefonla birilerine ulaşmak istiyor ve kafamdaki soruları sormak istiyordum. ben çok soru sorarım. dolabın içindeki kırmızı eşofmanın neden orada olduğu çok önemlidir mesela. ya da ne bileyim, bir delinin hareketlerinden çok, neden delirdiği önemlidir benim için.
gözyaşlarımın arasında telefonu zor görüyordum. etrafında, sorularını saçma bulacak insanlar bulunduğunda, kişi listesini kırk defa gözden geçiriyor insan. kafasından "hangisi bana mantıklı cevap verir?" yerine, "hangisi daha az saçma bulur?" sorusunu gezdiriyor. birini buluyordum o zaman, şimdi kim olduğunu hatırlamıyorum.

"şu an berbat haldeyim. sorgularken cevap alamamaktan bıktım. delirdiğimi düşünüyorum. deliler hastanesine gitmek, oradaki insanların neden delirdiğini öğrenmek istiyorum. sahi ya, deliler neden delirmiştir? acaba benim gibi, sürekli sorguladıkları için mi?" yazıyordum mesaja. gönderip göndermemek arasında ikileme düşüyordum. gönderiyordum sonra.
etrafınızda saçmalamaktan hoşlanan insanlar varsa eğer, onları sevmelisiniz. birinin sorusu ne kadar mantıksız olursa olsun, asla saçma olarak görmemelisiniz. her şeyin bir cevabı vardır. sadece, henüz cevaplandırılamamış şeyler vardır. adınaysa mucize derler.
cevap gelmiyordu. ellerim titriyordu o an, çok iyi hatırlıyorum. şizofren olduğumu düşündüğüm zamanlar gelmemişti henüz. aklımdan sadece delirmek geçiyordu. bir kişiyi sadece "o" olduğunuz zaman çok iyi anlayabilirsiniz. delirmeyi, neden delirildiğini bilmeyen bir insan; delileri nasıl anlayabilirdi ki?

hala cevap gelmiyordu. aslında söylediğim şeyden korkup benimle bir daha konuşmamasından şüphe ediyordum kim olduğunu hatırlamadığım insanın. vardır böyle insanlar. ama ben odunluzıkkım'dım. hayatından silerdi en fazla ve bir daha konuşmazdık sadece. umrumda olmazdı.
bir hayat dersidir. hayatınızdan birileri çıkıyorsa eğer, mutlaka yeni birileri girecektir. yeni insanlarla tanışacak ve onlarla aynı hataları yapmamaya özen göstereceksinizdir. yeni hatalarla onları da kaybedeceksinizdir ama birileri mutlaka gelecektir. bu böyle olmasaydı eğer, yaşanmışlıklar olmazdı. tecrübeler olmazdı. biz olmazdık.
cevap, hala gelmiyordu. delinin biri tanrıyı aşırı derecede sorguladığından delirmiş olabilirdi. ya da ne bileyim, sevdiğini kaybettiği için de delirmiş olabilirdi. korku insanları delirtebilir miydi? nefret? bilmem gerekiyordu. çünkü bir insanı delirtecek derecede olan duygular, kötüdür. bu mantıkla yola çıkarsak, tüm duygular kötüdür.

sherlock holmes, duygularını araştırmalarının içine katsaydı eğer güneş çoktan batıdan doğardı biliyordum. ama bunun, konuyla hiç alakası yoktu.
ben delilerin neden delirdiğini hiç bilmedim. birilerine illaki deliler hastanesine gittiğim yalanını atmışımdır. çünkü gitmeyi istemiştim. gitsem de beni almayacakları aklıma gelmişti. bu yüzden sadece istekte kaldı bunlar.

bir gün gideceğim. çünlü, deliler delirdiler. bana da bazen deli diyorlar. ben de pek akıllı olduğumu sanmıyorum zaten.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…