Ana içeriğe atla

artı onsekiz: erkeğin orospusu, ben. odunluzıkkım.

efendime söyleyeyim, küfürlüdür. o yüzden artı onsekiz.
yalnızlık, on harfli. sessizlik de. hüzünse altı.
hepsinde biraz ben varım, hepsi biraz korkunç.
zaten, yalnızlık yalnız yaşanır. yalnızlığın olduğu yerde bazen çığlıklar konuşur.
çığlıkların olmadığı yer de sessizdir.
dünyada misafirsen eğer, çığlıklar rahatsız eder zaten başka insanları.
hüzün, sessizlik ile yalnızlığın tepkimeye girmiş halidir.
psikiyatristlerin söylemeyi unuttuğu bir şey var.
her psikolojik hastalığın başı, derinliklerde oluşan boşluktur.
ama, her şeyin başı korkudur. gerçekten.
zaten, "bir şeyden korkuyorsan eğer, başına geleceğini biliyorsundur."*
bilmiyorum. bir de, en hızlı koşabilen kuş uçmayı bilmeyen kuştur.
bir sigara verir misin? susmak istiyorum ama susamıyorum. yazmamayı öyle çok istiyorum ki şu an, kendimi durduramıyorum.

her neyse, işte bir gün sigara içiyordum. bittikten sonra da izmaritiyle oynuyordum. bir gün yemek yiyordum. ketçap ile mayonez'i karıştırıp, üzerine tuz atıyordum. karabiber bana bakıyordu, ben de ona bakıyordum. bir gün salep içiyordum. bir gün, kendime kahve yapıyordum.

bir gün kendimi, bir kadının yatağında buldum. bir gün, en iyi arkadaşım yatağımdaydı. bir gün, bodruma inen merdivenlerde oturmuş biriyle öpüşüyordum. bir gün, çok acayipti ama hatırlamıyorum. bir gün, bir kadını aldattım. bir gün, bir kadın beni aldattı. bir gün, ne olmuştu hatırlamıyorum.

bir günler hiç bitmedi. yarın, yeni bir gün oluyor.

bir gün, kendimi balkondan aşağıya atıyorum. ölmüyorum. bir gün, o kadar bunalıyorum ki kendimi asıyorum ama sandalyeye vuramıyorum. bir gün, yoldan karşıya geçiyorum ve bir araba çarpıyor. kemiklerim kırılıyor ama ölmüyorum. bir gün, bu koduğumun ankarasından nefret ediyorum ama bir türlü kurtulamıyorum.

bir gün, ne bileyim işte.
bir gün, karşıma biri çıkıyor. dünyamı değiştirmeye çalışıyorum.
telefonumda radyo kaybolmuş, bir türlü bulamıyorum.
bir gün, dünyanın en büyük orospusu oluyorum.
sonra hepsini tepkimeye sokuyorum.
radyo, dünya, orospu. dünya, orospu, radyo. orospu, radyo, dünya.
bir sonuç alamıyorum. "sikerim" diyip defoluyorum.
* ile işaretlediğim kısmı, ismail sertaç yılmaz'ın bir yazısında okumuştum.
**, şiir denemelerini bazen "baykuş edebiyatı" bloguna özeniyorum, ama olmuyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…