geçmişte, bir park vardı.

yanlış hatırlamıyorsam, geçen seneydi. sömestr tatilinde eve dönmüş, evde bunalmış ve soğukta dışarı çıkmıştım. pek de soğuk sayılmazdı sanırım. parkta çocuklar, birbirine geçmeli yapılmış kaydırakta oynuyorlardı. çocuklardan biri panik yapmış ve "aaaa" harflerinden olan şaşırma ifadesini takınıyordu. ondan sonra çocuğun ağzından çıkan kelimelerle sarsıldım, şok oldum.

birisi, kaydırağın içine "seni şey yapmak istiyorum" yazmış. bir parkta, bir kaydırakta, çocukların oynaması gereken o yerde yazılı bir cümle... "seni, şey yapmak istiyorum."
sonra, günlerden bugünler oldu. gezi parkında olaylar oldu. birileri alışveriş merkezleri dışında yaşanacak yerler olduğunu da hatırladı. çocuklara alışveriş merkezlerinden güzel elbiseler alabilirsiniz, oyuncaklar alabilirsiniz ya da ne bileyim, aslında yememesi gereken yemekleri bile yedirebilirsiniz. ama bir çocuğa "eğlenmeyi, arkadaş edinmeyi ve yaşıtlarıyla iyi anlaşmayı" sadece, parklarda öğretebilirsiniz.
ben bugün, şu adresteki videoyu izledim. sizin de izlemenizi istiyorum.


uzun zamandır buralarda, dünyayı değiştirmeyi istediğimden bahsediyorum. bugün, yaşlı bir insan olsaydım eğer, en çok özlediğim şeylerden birisi çocukların gülümsemesi olurdu herhalde. dünyayı değiştirmek derken kast ettiklerimden bir tanesi de buydu işte. çocukların, ait olduğu yerlere geri gitmesi.

bazen, nadir olsa da televizyon izlerim. televizyonlarda parklar, insanlara kötü bir yermiş gibi gösteriliyor. bir çocuk kaçırıldığında mesela, genelde parktan kaçırılıyor. anneler, babalar çocuklarını parklara göndermekten korkuyorlar. parklardansa, çocukların bilgisayar başına oturmaları daha güvenliymiş gibi geliyor çünkü. düşünsenize, hangisi daha güvenli olurdu? çocuğunuzun parkta oturması mı yoksa, gözünüzün önünde bilgisayarla uğraşması mı? tabi ki, gözünüzün önünde olması. peki, çocuğunuzla beraber parka gidemiyor musunuz? anladım anladım, yemek yapmanız gerekiyor.

ben çocukları sevmem aslında. fazla başımı ağrıtırlar. ama, bir çocuğun benim gibi olmasına göz yumamam. çünkü, ben "çocukluğunu bilgisayar başında geçirmiş bir insanım" ve "bilgisayar denen şeyin hayatı ne kadar bok ettiğini iyi biliyorum."

ben yokken yiğenime gta denen oyunu öğretmişler. yiğenim çok zekiydi, henüz küçücük olmasına rağmen benden daha güzel konuşmasından anlıyordum bunu. üniversiteden geri döndüğümde, çok güzel oyun oynuyordu ama artık konuşmuyordu. bilgisayarı elinden aldığınız zaman, ağlamaya başlıyordu. diğer yiğenlerimde bizim evimize geldiğinde, "mustafa amca, bilgisayarı açar mısın?" diye ağlıyorlar ve birbirleri arasında kavgaya tutuşuyorlardı.

olması gereken bu değildi. bizimkilere ne kadar kızarsam kızayım, "sen madem bunun farkındasın, neden kendini düzeltmiyorsun?" diyorlardı. ben çoktan hayatımı bok etmiştim. "21 yaşındaki bir insanla, 3 yaşındaki bir insanı tutamazsınız" diyemiyordum tabi. çok konuşan bir insan değilimdir çünkü.

neyse, sonuç olarak: sayın devlet, gezi parkını yıkmanızı istemiyorum. hiçbir parkı yıkmanızı istemiyorum. ben size alışveriş merkezi yapmayın demiyorum, hobi olarak gidip şehir merkezlerinin dışına yine yapın. ama, parkları yıkmak yerine; düzenleyin. çocukların hoşuna gidecek şeyler ekleyin. güvenliğini "çocuklar çime bastı diye, çocuklara bağıran bir bekçiye" değil, "çocuklarla birlikte oynayabilecek bir insana" bırakın. gerçekten, başka bir şey istemiyorum.

çünkü, geleceğe ihtiyacımız var. gelecek içinse bu çocuklara. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?