inception mı çekiyoruz ulan?

müziğin sesini kıstım, ilk defa bir yazıya başlık yazmadan başlıyorum. bu biraz utanç verici, biraz da değişik hisler uyandırıyor. grup norrda'dan circles parçasını dinliyorum bu arada. şarkıyı sevmiyorum ama solist öyle güzel "sörkııııls" diyor ki, zayıflamış gibi oluyorum.
yalnız değilim ama kendimi yalnız hissediyorum. güleryüzlü gösteriyorum kendimi. bazen, birileri suratımı inceliyormuş gibi geliyor. kafamı hemen başka tarafa çeviriyorum, bir açık veririm de dertli olduğumu anlarlar diye.

aklıma geçmiş yıllar geliyor. roma'nın antik kütüphanesini düşünüyorum. leonardo da vinci olarak doğmanın nasıl bir his olduğunu merak ediyorum. sonra geçiyor. kafam bir anda her şeyi bırakıp, aşka gidiyor. sahi ya, sormak istiyorum. aşk, nasıl bir şeydi? hangi renkti? neye benziyordu?
neyse, aşkı bir kenara bırakıp devam edelim. son zamanlarda çok fazla aşk kelimesi duyuyorum, yeter artık. olanı var ama, olmayanı da düşünün. komşusu aç yatarken, tok uyuyan bizden değildir.
düşüncelerim birbirine giriyor artık. konu aşktan açıldığında, izafiyet teoremiyle vücut kimyasını birleştirmeyi düşünüyorum. duygular, mantıklı düşünmeyi engeller ve acı çekmiyorsanız eğer, yazmanın bir anlamı yoktur. bisikleti olmayan bir çocuğun ağlaması mı daha acıdır, sevgilisi terk edilmiş bir kadının mı? arkadaşlarının arasında annesinden dayak yiyen çocuğun daha acıdır, bana göre.
her neyse, aklıma bir hikaye yazmak geldi. sonra gitti. şimdi, başını getiririm de, sonunda nereden çıkarım bilmiyorum.
kırmızı, kırmızı bir arabaya bindi. aylardır konuşmayan, gözükmeyen, ortadan kaybolan o kadın. "trafiğe kapalıdır" yazan bir yolun, trafiğe kapalı tarafında bekliyordu. arabasının arkasında iş makineleri çalışıyordu. yere asfalt atmakla görevli bir iş makinesi, ona doğru sürdü. çığlık attım, bağırdım. saniyeler sonra arabadan eser bile kalmamıştı.

gözüm yaşlı uyandım. her zaman yaptığımı yapıp elime bilgisayarı aldım. telefonum çaldı. bir ses, ağlayan bir ses "kırmızı..." dedi, "trafik kazası geçirdi."

tekrar uyandım. "yok artık amına koyayım, inception mı çekiyoruz ulan?" diyerek yataktan kalkıp yüzümü yıkadım bu sefer. bir rüyanın gerçek olup olmadığından şüphelenirseniz eğer, kendinizi camdan aşağıya atmanız gerekiyor. ben de koştum, balkondan atladım.

en korkunç rüyaların, hiçbir şey görmediğiniz ama aşağıya inermiş gibi hissettiğiniz rüyalar olduğunu öğrendim. sonsuz bir boşluk gibi gelen yerin sonuna sert bir iniş yapıp, yataktan sıçrayarak uyandığınız o an.

sonra, tekrar uyandım. yanımda kırmızı vardı. sohbet ediyorduk ama, ağzımı ben kontrol edemiyordum. her şey eskiden planlanmış, yazılmış ve oynanıyor gibiydi. bu konuşmaları bir yerden hatırlıyordum zaten.

tekrar gözümü açtım. acı hissediyordum, bacaklarımı oynatamıyordum. kan dolmuş bir arabanın içindeydim. cam paramparça olmuştu. insanlar bağırıyordu, zorla duyuyordum. gözlerim kapanıyordu, bulanıktı hafif görüşüm. gözlerim tekrar kapandı. gözlerim, sonsuza kapandı.
anlamayanlar için açıklıyorum, yazar yukarıda "ölmeden önce tüm mutlu anların, gözünün önünden geçmesi" meselesine atıfta bulunuyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?