kişisel: diriliş ve ölüş.

küçükken, yanlış olmasın yaşımı hatırlamıyorum. psikiyatriste gittiğimizde "gençlik psikolojisi" deyip başından attığı, aşırı derecede paranoyak olduğum zamanlardı işte. "yolda, birilerinin beni keskin nişancı tüfeği ile öldüreceğini düşünüp sağa sola bakıyorum." dediğimi hatırlıyorum psikiyatriste. o ise sadece ailem ile kavga ettiğim kısmı alıp "gençlik psikolojisi" demişti, hatırlıyorum.

bir akşam, yapmadığım şeylerden birini yapıp uyumaya karar vermiştim. gece, rüyamda babamı görmüştüm. bir arabanın arkasına bindiriyorlardı, babam bana son kez bakıp "oğlum, insanlara sahip çık." diyordu. sonra, araba hareket ediyordu. babam, arabanın arka camından bana bakıyordu. "gitme! baba bırakma beni!" diye hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. "gitmeeeee!" diye bağırıyordum. sıçrayarak uyanmıştım, gözyaşları içerisindeydim.

rüyamın etkisi haftalarca sürmüştü, ama kimseye bir şey diyememiştim.

rüyamın etkisi henüz geçmemişken, babamın saraycık tarafına arsa bakmaya gideceğini öğrendim. ankarada, saraycık dendiğinde herkes bilir. her türlü pisliğin döndüğü, insanların sallama satırla gezdiği bir yerdir. bir gün yanımıza bir araba yanıştı, babamla selamlaştılar. o zaman arsaya gideceklerini söylediler işte. söyleyen adamlara baktım, gözüm tutmamıştı. onlarla gitmek istediğimi söyledim. onlarla gittim.

bir şey olsa bile, küçücük bedenimle babamı kurtarabileceğimi düşünüyordum. çünkü babalar, her küçük çocuğun gözünde kahramandır. babalar asla ölmez. babalar, tektir.
dünya küçük ve zaman çok hızlı ilerliyor gerçekten. ben böyle bir çocuktum, büyüdükçe aileme göre aslımı kaybettim. aslında, yanlış düşünüyorlar, yanlış biliyorlar. sadece, ben kendimi anlatamıyorum ve onlar da doğal olarak anlamıyorlar. zaten her sorun da burada başlıyor.
annem, her televizyonda haber izlediğinde sinirleri ve morali bozulurdu. hatırlıyorum. futbol izlerken yere düşen futbolcuya "oyyy, canı yanmıştır. yazık." derdi. trafik kazasında kaza geçirmiş insana da aynı tepkiyi verirdi. "allahım, yardım et." diye eklerdi sonuna.

ben, acı çeken insanlardan taraf olmayı hep annemden öğrendim. çünkü anneler, her küçük çocuğun gözünde melektir. melekler asla ölmez. melekler, hiçbir insanın kötülüğünü istemezler.
büyüdükçe kişiliğim yerine oturdu. küçükken, hiç fark etmediğiniz şeyler bile kişiliğinizin oluşmasına yardımcı olurlar.

şimdi, buradan olayı nasıl "ben, ne akpliyim, ne chpli, ne bdpli, ne mhpli, ne komünistim, ne işçi partili. ben sadece insanım." kısmına getireceğimi bilmiyorum aslında. ama, bir şekilde getirmeliyim.
hayatımda ilk defa eyleme katıldım. daha önce televizyondan izlediğim eylemleri gördüm ve eylem yapmaktan nefret ederim aslında. bana göre eylemler daha yaratıcı olmalıydı ve daha insanlara hitap eder şekilde olmalıydı.

normalde her eylemde işçi partisi olur, komünist partisi olur, o olur, bu olur. hayatımda ilk defa "partili olmayan eylem" duyduğumda çok şaşırdım. bir sabah yurtta "kyk uyuma, direnişe sahip çık." sesleriyle uyandım. sabah namazı saatleriydi. "ne oluyor?" diye facebook'a göz attım. karşıma ilk olarak: "camiide sabah namazı kılan arkadaşlara saldırı olmasın diye, alevisi, dinsizi nöbet tutuyor." diye bir şey gördüm.

biraz geriye gittim. "bundan 2 sene önce birbirini kesen bursaspor ve beşiktaş taraftarlarının birbirlerine sarıldıklarını" okudum. daha 1 ay önce birbirini öldürdü diye kavga eden galatasaray fenerbahçe taraftarının, beşiktaş taraftarının beraber çekildikleri fotoğrafı gördüm. yıllardır bir araya gelemeyen göztepe ile karşıyaka taraftarının kardeş kardeş takıldığını gördüm. ülkücünün kurt işareti, devrimcinin yumruğu, barış isteyenin işaretinin bir arada olduğunu gördüm.

insanları seviyorsanız eğer, böyle bir şey gördüğünüz zaman insanlığın ölmediğini düşünüyorsunuz.

polislerin saldırılarını okudum, polise atılan taşları da okudum. ilk başta hiçkimsenin tarafında değilim, ama sonra yere 45 derecelik açıyla atılması gereken biber gazlarının insanların yüzüne sıkıldığını izledim. yoldan, sadece masumca eve giderken polisten dayak yiyen insanların videolarını gördüm. yere düşen kadına 10 kişiyle saldıran polis gördüm.

bunların hepsini gördüğümde, annem aklımdaydı. kim olursa olsun, birinin kafasına biber gazı gelse, gözü çıksa annemin tepkisi "yazık, canı acımıştır." olurdu. annem, bir kadına 10 kişinin saldırdığını görseydi de aynı tepkiyi verirdi.

ben, insanların gözünün çıktığını görünce dayanamadım.vurulduğunu görünce dayanamadım. benim insanlığım, bana öğretilen insanlık hiçbir insanın işkence çekmesine yetmezdi çünkü. ben de eylem yerindeki insanların, doktorlara nasıl ulaşabileceğine rehberlik etmeye çalıştım. polisin olmadığı yerleri söylemeye çalıştım.

insanlara kuralları hatırlattım. "polise taş atmak yok! ırkçılık yok! faşizm yok! küfür yok! zarar vermek yok!" dedim.
ama, bilmiyorum işte. keşke beni anlasalardı. keşke üzerime hemen gelmeselerdi. şimdi suçlanan, ailedeki en sevilmeyen çocuğum ben.

para falan umrumda değil. parayı bir türlü bulurum, gerekirse işe girerim. ama insanın yanında ailesi olmadığında dünya biraz garip oluyor.

gerçi, beni anlamayanlara da hak veriyorum. ben, garip bir insanım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?