Ana içeriğe atla

bir adam sevmiştim.

insanız, istemeden seviyoruz. aşk denen şey, nereye, kime konacağını bilmiyor bazen. en olmadık yerde, en olmadık insana aşık olabiliyorsunuz. bir kadına, bir erkeğe kendinizi verebiliyor, onunla her şeyinizi paylaşmak isteyebiliyorsunuz. eros diye bir şey varsa eğer, okları yanlış atıyor çoğu zaman. bu sefer, doğru gelmişti.

bir adam sevmiştim, güzeldi. bana hep bir erkeğin, bir erkeğe gönül vermesinin yanlış olduğunu söylemişlerdi. öyle değilmiş. bir şeyi sevmek istediğinde, herhangi bir şeyi sevebiliyormuşsun. bu da öyle bir şeydi.

bir gün, kafede oturuyorduk. el ele tutuşuyorduk. insanlar bize, farklı gözlerle bakıyordu. "farklı değiliz! biz de sizin gibiyiz. insanlar birbirlerini seviyorlar. siz sevgilinizi sevmiyor musunuz? biz de birbirimizi seviyoruz!" diye bağırmak istiyordum. bağıramıyordum. kafenin sahibi yanımıza geliyordu sonra, "sizden çıkmanızı rica ediyorum" diyordu. kafedekiler, dükkanın sahibini büyük büyük alkışlıyordu.

bir gün, sahilde beraber yürüyorduk. el ele tutuşuyorduk. gözümün tam altında büyük bir acı hissettim. yerdeydim. biri saçlarımdan tutuyordu. canım yanıyordu. "sizi bir daha buralarda görmeyeceğim orospu çocukları!" diyordu tükürerek. bunun nasıl bir nefret olduğunu anlamadım hiçbir zaman. "siz hiç birini sevmediniz mi?" diyemiyordum.

bir gün, evde beraberdik. film izliyorduk. sarılıyorduk. 25 yaşındaydım ve kendimi hiç bu kadar mutlu hissetmemiştim. bir adamın kollarındaydım. o an "iyiki varım" dedim. hiçbir sorunumuz yoktu. sadece ama sadece bu evin içinde güvendeydik. gülüyorduk, oynaşıyorduk, yemek yapıp birbirimizi yorumluyorduk. ama, güzeldi işte.

bir gün, yine yolda yürüyorduk. kulaklarım çınlıyordu. elimden bir şeyin kaydığını hissettim. yere düştüm. en sevdiğim adam, yanımda benimle birlikte yatıyordu. gözlerime bakıyordu, gözlerine bakıyordum. bir şeyler söylemeye çalışıyordu, sanırım "seni seviyorum"du bu. kalbim acıyordu. gözlerimi biraz kaydırdım. her yer kan içerisindeydi.

kanıyorduk, sanırım bizi öldürüyorlardı. gözlerim kapandı. ölüyordum.
dünya, garip bir yer. birileri sınırlarını koymuş ve "bunları yapmamanız gerekir!" demiş. birileri bu kurallara o kadar bağlanmış ki uymayan herkesi öldürüyorlar.

bu kuralları koyanlar "insan öldürmemeniz gerekir!" dedi mi bilmiyorum. eğer ki demişlerse, birileri sadece kafasına göre kuralları yerine getiriyor ve kimse de çıkıp bir şey demiyor.

bilmiyorum. insanlara belki de "sevgi, aşk" anlatılırken "her şeyi sevebileceği" anlatılmıyordur. oysaki bir insan, her şeyi sevebilir. bir erkek bir erkeği, bir kadın bir kadını sevebilir. bazen köpekleri severiz, bazen kedileri. çünkü, bize "sevmek" denilen şey böyle öğretildi. bazen, sırf bir sivrisineği bile seni yalnız bırakmadığı için sevebilirsiniz.

bazense, sadece bir şeyi sevdiğiniz için sizi öldürürler.
çünkü, dünya böyle bir yer ve adaleti yok.

Yorumlar

  1. bunu yaşadın mı? En azından ölüm'e kadar olan bölümü

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hayır, yaşamadım. hayal ürünü bir hikaye.

      Sil
    2. Maksat toplumun bu tür ilişkilere olan bakışını eleştirmek yani. Başarılı, tebrik ederim

      Sil
    3. biraz öyle, biraz empati. teşekkür ederim.

      Sil
  2. Çok güzel bir yazı, tebrik ederim.

    YanıtlaSil
  3. Bazen çok güzel yazılar okuyorum. O kadar çok beğeniyorum ki bir şeyler yazmak istiyorum ama yazamıyorum yani belki de büyüsünü bozmak istemiyorum. Ama bu yazınızı da öyle çok beğendim. Bunu söylemek isterim hiç değilse.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…