Ana içeriğe atla

küçük harf.

sokaktasın. dilenen bir adam görüyorsun, 45 yaşlarında falan. hayatının darbesini daha çocukken yemiş. ölmüş ya da sarhoş ya da elinde hiçbir şey kalmadığından dolayı intihar etmiş babası. büyüdüğü esirgeme kurulunda tecavüze uğramış, 18 yaşına geldiğinde şutlamışlar zaten. hayatına atılmak üzeyken 20 yaşına gelmiş. askere almışlar. yanında arkadaşları şehit olmuş. dayanacak gücü kalmamış, pes etmiş.

aynı sokaktasın. eli çantalı bir adam görüyorsun. 25 yaşlarında falan. babası zenginmiş. kraliyet evleri büyüklüğünde evlerde büyümüş. babasının parasıyla üniversitede okumuş. babası aracılığıyla insanlar tanımış. sonra, iş adamı olmuş. parasını kazanıyor, son model arabası var. yemeğini lüks lokantalarda yiyor.

aynı sokaktasın yine. cebinde son 5 lira paran var. sağ taraftaki dönerciden 2 tane döner alıyorsun, birini kendine, diğerini 45 yaşındaki adama. yanına gidiyorsun, adama dönerini veriyorsun. adam sana bakıyor, gülümsüyor. teşekkür ediyor, sohbet ediyorsun. saatler geçmek bilmiyor. o kadar çok acısını dinliyorsun ki..

yine aynı sokaktasın. cebinde paran yok. 25 yaşlarındaki adama gidiyorsun, aç olduğunu söylüyorsun. aynı yaşlı adam gibi gülümsüyor, arkasını bakıp yola devam ediyor.

aradaki farkı düşünüyorsun... biri muhtaç olduğu için gülümsüyor, biri muhtaç ettiği için. sonrada sövüyorsun zaten adaletine bu dünyanın.
hayat garip, ama benim aslında bugün anlatacaklarımın yukarıdakilerle alakası bile yoktu. konuya neden oradan girdim ve neden oradan çıktım bilmiyorum. ama gelelim hadi, benim anlatacağım kısma. biraz da insanları boşverip, benimle ilgilenelim. neden, tüm harfleri küçük yazıyorum?
aslına bakarsanız, hiçbirimize seçme hakkı vermemişler. doğarken "hangi ailede, nasıl? hangi cinsiyette doğmak istiyorsanız?" diye sorsaydılar, hayat farklı olabilirdi.

kelimeler de öyle. bundan sonraki cümleye hangi kelimeyle başlayacağımı bilmiyorum. kafamdan bir şey geçiyor, sorgusuz sualsiz yazıyorum. bundan sonraki cümlenin ilk harfini büyük yazarsam eğer, cümlenin ikinci, üçüncü ve sonraki kelimelerine haksızlık yapıyor olmaz mıyım?

ilk kelimeler de, ondan sonraki kelimeler gibi rastgele çıkıyor. neden bir harf, sırf diğerlerinden önde geliyor diye büyük harfle yazılma hakkına sahip olsun ki? diğer kelimelerden farkı ne?

oysaki ben, her kelimeye aynı değeri veririm. çünkü, her kelimenin farklı bir önemi vardır. yazılan bir cümlede, yazılmış bir kelimeyi çıkardığında cümle tamamen farklı anlama bürünür.

bu yüzden, elimde iki seçenek vardı. ya tüm harfleri büyük yazacaktım, ya da tüm harfler küçük olacaktı. ben küçüğü seçtim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…