Ana içeriğe atla

saat 05.16.

insan düşünmeden edemiyor. öhö öhö. kusura bakmayın, bugün biraz fazla sigara içmiş olmalıyım.
beni olduğum gibi değil, öldüğüm gibi seveceksiniz. buna mecbursunuz. saat 05.24 ve yürüyen bir ölüden farkım yok. buraya ne yazacağımı önceden planladım, ama şimdi hiçbirisi kalmadı.
diyorum ya, insan düşünmeden edemiyor. lütfen, bırakın bu sefer içimi hikayeleştirmeden dökeyim. teşekkür ederim.

hava biraz soğuk, sanırım sabahları güneş doğmadan hep böyle oluyor. serdar ortaç şarkıları gibiyim, sözlerim çok karışık ama hiçbirinin anlamı yok. bazen olur böyle şeyler, anlamsızlaşır her şey. tam o anlamsızlıktayım işte, aman.. ne diyorum ben.

neden derdini anlatmıyorsun diyorlar. yani, dediklerini hayal ediyorum. çünkü, insan kimseyle konuşmadığında hayal etmeye başlıyor. belki de bunun adına şizofrenlik diyorlardır, bilmiyorum. derdimi anlatmıyorum, çünkü dermanı benden başka kimsede yok.

adam olamadığımı söyleyeceğim mesela. söyleyecek bir şeyleriniz elbette vardır. "adam olmaya çalışıyor musun peki? yeni bir başlangıç düşündün mü? hayatına biraz çeki düzen vermelisin. yeni insanlarla tanışmalısın..." falan da falan, eklendikçe artan öğütler. ne söyleyeceğinizi tahmin edebiliyorsam eğer, derdimi anlatmanın ne kadar önemi olabilir ki? sonuçta, ne söylerseniz söyleyin... ben kendime çeki düzen verip, bir şeyleri yoluna sokmadığım sürece değişmeyecek hiçbir şey.

siz, benimle konuştuğunuzla kalacaksınız. bense, "aynı tas, aynı hamam" devam edeceğim.

derdimi bilmeyi istiyor musunuz gerçekten? tamam, anlatıyorum.
geçen gün, ölüyorum sandım yalnızlıktan. yalnızlık denen mesele, facebooktaki arkadaş veya twitterdaki takipçi sayısıyla ölçülmüyor. en son ne zaman aklınızdan "şu çocuğu bi kahve içmeye davet edeyim." diye geçirdiniz? tabi ki geçirmediniz. ama, yalnızlığı şöyle özetleyebilirim: "durduk yerde, 'hadi muhabbet edelim' diye mesaj atıp konuşmaya davet eden bir arkadaşınız yoksa, yalnızsınızdır işte."

her zaman "ankaraya gittiğimde her şey düzelecek" yanılgısına kapılıyorum biliyor musunuz? gittiğim zaman görüyorum ki, aslında benim için her yer aynı. yalnızım işte amına koyim. işi düşmediği taktirde oturup konuşalım diyen arkadaşım yok. sadece bursada değil, dünyanın herhangi bir yerinde.

tüm derdim, tabi ki yalnızlık değil. adam olamıyorum ben. kendime çeki düzen verip, düzenli bir hayata başlayamıyorum. tek yaptığım şey, şu lanet odada oturup bir şeylerin düzelmesini umut etmek. tabi ki "odada oturarak hiçbir şey olmayacağını" ben de biliyorum. ama inanın, dışarı çıktığımda da hiçbir şey değişmiyor.

her sabah, önce kendime yemin ederek başlıyorum. "ya," diyorum "bu sefer farklı bir şeyler yapayım. yarından itibaren sabah kalkacağım, her şeyi eksiksiz yapacağım." diyorum ve o "yarın" bir türlü gelmiyor sanki. yatağa her yattığımda aynı umutsuzluk ile yatıyorum ve her sabah aynı yeminler, aynı hikayeler.

bazen ağlayasım geliyor ama ağlayamıyorum biliyor musunuz? tam gözyaşlarım döküleceği sırada gülesim geliyor, gülmeye başlıyorum. insan bazen ağlayıp tüm içini boşaltmak istiyor. ağlamak, rahatlatır insanı. ama ben kendimi bile kandırıyorum artık.

"nasılsın" sorusuna verilen "iyiyim" cevabı gibiyim. hiçbir değerim yok. oysaki her "iyiyim"in altında "bok gibiyim, hayatım sikiliyor her gün. nefret ediyorum bu hayattan." yatıyor. bazen, tekrar tekrar psikiyatriste gidip siktiğimin ilaçlarını tekrar alma isteğim geliyor. "zaten hiçbir şeyi umursamıyorum. bir de ilaçları alırsam, ölürüm ben." diyince geçiyor.

bilmiyorum. insanların benden ümitleri olmalı. biliyorum burada da kendimle çelişiyorum. yalnız olduğumu söyleyip birilerinin benden bi şeyler ümit etmesini söylemek biraz saçma. ama, kendimi buna inandırmaktan başka çarem yok. en azından ailem bir şeyler bekliyor. bense kendimi bir yazarlık yalanına kaptırmış gidiyorum.

hepimiz biliyoruz ki, benim gibi bir insandan yazar falan olmaz. bir zamanlar yazar olduğumda ne yazacağıma dair fikirlerim vardı. şu an bir kitap yazmaya başlasam ne yazacağımı bile bilmiyorum.

bu yazıda daha fazla ne anlatacağımı bile bilmiyorum. sadece bir şeylerin yoluna girmesini istiyorum, ama girmiyor işte.

Yorumlar

  1. Bazen işler umduğun gibi gitmez ve hevesin kırılır. Baştan başlamak zor gelir.

    Sadece "autosave" yaptığın yerden devam etmeye bak hayatına.

    Bir öncekine dönebilme imkanın varsa bi' nimet bence.

    Değerlendir bunları.

    YanıtlaSil
  2. Bence günlerini dört duvar arasındak internetin başında geçirmekten vazgeçmelisin artık. Seni çok uzun zamandır takip ediyorum. Gözlerin hep uykusuzluktan bilgisayar ekranına bakmaktan yarı kapalı, yorgun. Saç baş desen anca filozoflara yaraşır şekilde. Her ne kadar yok desen de kimin kimsen var işte. Az da olsa arkadaşın.. Ali Abi var mesela, Ankara'daki hani. Ara onu konuş. Siyaz'ı sor, Gizem Abla'yı.. Kalk abi, kalk şunun başından; vazgeç blog yazıp yazar olduğunu sanmaktan. Ya üniversite kütüphanesine takılsan bile daha sosyal olursun şimdikinden. Haline ben üzülüyorum cidden. Geçenki Şenlik '13 de fena değildi hani, sandığın kadar işe yaramaz birisi değilsin. Valla bak.
    Kusura bakma biraz emir verir gibi konuştum ama dedim ya ben üzüldüm anlattıklarına. Ha bu arada ikinci türev'i dönüm noktasını bulmak için alıyoruz, hadi eyvallah..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…