Ana içeriğe atla

yalnızlığa alışmak.

geçenlerde her zamanki gibi yalnızdım. kafamı yastığa, vücudumu yatağa koydum. telefonum çaldı, bir hevesle sıçradım yatağımdan. telefona dokunup sağa çekseydim eğer parmaklarımı, yalnızlığım geçecekti belki. vazgeçtim, kafamı tekrar yastığa koydum. telefon çalıyordu, gözlerimi kısıyordum. telefon "beni aç" diyordu, sonra uyumuşum zaten.
bazen olur öyle, yalnızlığa öyle alıştığın zamanlar olur ki asla bırakmak istemezsin. yalnızlık aslında zarar verir, acı çektirir. bu yüzden her bünyede biraz mazoşistlik var sanırım. bir süre yalnızlıkla cebelleşir ve yalnız kalmamak için her şeyi yaparsın. ben mesela, onlarca yazı yazdım. tonlarca şey söyledim. yazdıklarım başına vergi alınsaydı eğer, şimdi sokakta dileniyor olurdum.

neyse ki vergi alınmıyor. sokakta dilenmiyorum. bugünün dünden tek bir farkı var sadece. babam para gönderdi, kendimi yalnızlığa alıştırdım.
bazı satılık şeyler vardır. paran varsa eğer, satın alamayacağın hiçbir şey yoktur. mutluluğa değer biçmeyi pek sevmiyorum. ama parasız bir mutluluk, mutsuzluktan daha iyi değildir. içinin bir kenarında seni huzursuz eden bir şey varsa zaten, mutluluk pek de anlamı yoktur. bir yerde bomba patlayacağını biliyorsan eğer, o yere gitmezsin; olay basit. bir yerde mutsuz olacağını biliyorsan eğer, mutlu olmayı istememelisin.
ferrarisini satan bilge kitabını okumadım. okumayı tercih etmiyorum. aslında, gerçek olamayacağını bildiğim her roman beni huzursuz ediyor biraz. düşünsene, ferrarini satıyorsun. neden? çünkü bilgeliği ferraride bulabileceğine inanmıyorsun. tamam da, ya bilgelik ferraride saklıysa?
ferrarisini satan bilgenin tek amacı, içinde bulunduğu yalnızlıktan kurtulmaktı bence. tekrar düşün. milyarlarca insanla dünyada yaşıyorsun ve sadece binlercesinde ferrari var. bu seni, geriye kalan milyarlarca insandan farklı kılar.

bizim bilge, farklı olmanın ne kadar boktan olduğunun farkına varmış olmalı. benim ferrarim yok, param yok, evim yok ama ben bile farkındayım. sonuçta, milyarlarca düşünmeyen insanın bulunduğu dünyada, düşünen bilmem kaç bin insandan sadece biriysen; yalnızsındır işte. tekrar düşün... milyarlarca insanın içinde binlercesiyle birlikte yalnız hissediyorsun kendini.
bilmiyorum ya, gerçekten. söyleyeceklerim bu kadardı.

Yorumlar

  1. Okurken bu şarkı düştü aklıma.

    https://www.youtube.com/watch?v=GWDPJf0tnrU

    YanıtlaSil
  2. https://www.youtube.com/watch?v=RaEjWkf55Vs

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…