Ana içeriğe atla

bilgisayar başındaydım.

daha küçüktüm, 6 yaşında falan. 6 yaşındaki bir insan, sokakta çocuklarla top peşinde koşturmalıydı. arkadaşlarıyla kumda oynamalıydı. kumdan solucan çıkartıp, içine su doldurduğu pet şişeye atmalıydı. saklambaç oynayan abilerini izlemeliydi.
7 yaşımda, okula başlamıştım zaten. derslerimin başına geçmeli, ödevlerimi bitirdiğim zaman sokağa çıkmalıydım. 7 yaşındaki çocuklar böyle yapardı. saklambaça yavaş yavaş adım atar, profesyonelce saklanan abilerini bulmaya çalışırdı.
8 yaşımda da hayatım garipti. 8 yaşındaki bir çocuk, inşaattan çaldığı küçük hortumlarla "tüftüf" denilen silahı ve kağıtlarla da mermilerini yapmalıydı. ben bunların çoğunu yaptım, ama çoğundan fazla zamanda da bilgisayar başındaydım. işte, ben böyle oluştum; bilgisayar başında, psikolojim bozuk halde büyüdüm.
6 yaşındayken psikolojinizin bozulmaya başladığını düşünün. benim gibi bir şey ortaya çıktığında, kendinizi hiçbir şeyden sorumlu tutamazdınız.
yanlış hatırlamıyorsam orta okula ilk başladığımda, altıncı sınıftayken internet kafemiz olmuştu. 12 yaşımdaydım sanırım. 12 yaşında bir insan için, internet kafeler mükemmeldirler. sabahları derse gidiyor, saat 13.30'u gösterdiğinde soluğu internet kafede alıyordum. oyunlar, internet, her şey mükemmeldi. tehlikenin farkında değilim. (yazar burada, müzik açıyor.)


iyi bir liseye gitmek için sınava hazırlanmam gerekiyordu. ama internet kafe ve bilgisayarlar güzeldi. vaktimin hepsi, bilgisayar başında geçiyordu.

benim yaşımdakiler arkadaş ediniyorlardı, şu an hepsinin kalıcı arkadaşları var.
benim yaşımdakiler sürekli geziyorlardı, o an hepsi yeni arkadaşlarla tanışıyorlardı.
benim yaşımdayken ben, sürekli bilgisayar başındaydım. gelecekte yalnız kalacaktım, gelecekte hayatım bok gibi olacaktı, gelecekte hiçbir şey hissetmeyecektim ama bu kısımlardan daha bahsetmedim.

dersanede hiçbir zaman derslerimi takmadım. çünkü bilgisayar mükemmeldi. oyunlar mükemmeldi. internet kafe sahibi olmak, mükemmeldi. sınava da hiçbir şey bilmeden girip, her gerizekalının yaptığı gibi düz liseye gittim.

düz lisedeyken de her derse girdiğimde, ders çıkışında beni bekleyen oyunları düşünüyordum. düz lise'nin ismi çok garip aslında. bildiğin, düz insan. hiçbir şeyi olmayan, herhangi bir tanrı lütfu bulunmayan, gerizekalı insanların bulunduğu yer işte. ama, bunun konuyla bir alakası yok.

her neyse, sonra üniversiteye geldim. bilgisayarın ne kadar psikolojimi bozduğunu fark ettim. ama, iş işten geçmişti. şu an, hala yalnızım. bilgisayarın psikolojimi ne kadar bozduğunu bildiğim halde, gecenin bu saatinde bilgisayar başındayım. arkadaş edinmek istiyorum ama dışarı çıkmaya cesaretim yok. yoldan birini çevirip "benim arkadaşım yok!" diyemem, bu yanlış olur.

gün geçtikçe çaresizleşiyor, daha da yalnızlaştırıyorum kendimi. küçükken, büyüklerden hep kendime ders çıkarırdım. şimdi bakıyorum da, kendimden büyük herkesi sansürlemişler ve yok etmişler sanki. internet piyasasında, 22 yaşından büyük insan bulamıyorum. bulsam bile, hep kendi arkadaşlarının olduğunu fark ediyorum. hiçbirinin benim gibi arkadaşa ihtiyacı yokmuş gibi geliyor.

her neyse işte. bugün, ramazan bayramının ilk günü ve ben bu bayramı da yalnız geçireceğimi hatırladım. bu yüzden, geçmişimi yazdım. bayramınız kutlu olsun.

Yorumlar

  1. var yaa bu internet harbiden bir belaaa

    ayrıca bende düz liseye gittim :)

    aman neysee sende ben gibi çocuk yaşında yaptığı şeyler için üzülen bir salaksın demek.bende arada kader diyorum arada isyan ediyorum.

    ayrıca arkadaşlık şans işi.bir spora başla ne bilim bir şey yap. birini arkadaş seç mükemmel olmasını bekleme hatta benim en yakın arkadaşım gibi aşırı yalancı bile olabilir :))

    haa yorumlarıma cevap ver bi de pis asosyal

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. internet, yeni neslin en büyük belası. çocukları ne kadar uzak tutun desem de, dinletemiyorum.

      düz liseyse, aynı kaderi paylaşmışız demek ki.

      evet, öyle bi salağım işte. zamanı geri alamayacağımızı bildiğim halde öyle yakınıp, şikayet edip duruyorum. her şeye isyan eden bi insanım.

      yorumlara cevap veriyorum normalde ama son zamanlarda bir durgunluk içerisindeyim ya.

      Sil
  2. Senin de bayramın kutlu olsun Mustafa. Umarım çok güzel bir gelecek seni bekliyordur.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. umarım, hepimizi iyi bir gelecek bekliyordur.

      Sil
  3. Hayat insanın önüne seçenekleri sunuyor ve seni istediğini seçmekte özgür bırakıyor. Biz de çoğu zaman bizi yıpratacak seçenekleri seçiyoruz. 22 yaş evet belki sokakta oynamak için geç ama birçok şey için erken bir yaş. Her şeyi tadında yaşamayı bilmeli insan. Bu yüzden her gün biraz sokaklara atmalısın kendini.

    YanıtlaSil
  4. amaa çocukken hayat bize seçenek sunmaz emir verir değil mi bazenoyle olur :)

    ya da birilerinin kurbanı olursun o da kaderin emridir..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…