istemek, savaşlar, katliamlar falan.

annem bana, "oğlum, senin istediğin zaman yapamayacağın şey yok. zaten sorunun da bu, hiçbir şey yapmak istemiyorsun." der. sınıfı geçmeyi istedim ve nasıl olduğunu bilemediğim bir şekilde yaptım. sanırım, benim gerçek sorunum da bu. dünyaya boşu boşuna geldiğimi düşünmem. bu yüzden araya şu şarkı giriyor:


her zamanki evdeyim. bu sefer mutlu olduğumu hissediyorum. çünkü bu sefer, mutlu olmayı istiyorum. yalnızlık dolu olması gerekiyordu bu satırlar. yeniden ankara, yeniden yalnızlık. alışılagelmiş şeylerin farklı zaman diliminde, tekrar tekrar yaşanıyor olması. artık koymuyor sanırım. çünkü, aynı şeyleri tekrar tekrar yaşadığında sessiz kalmayı öğreniyor insan. bazen, "sessizliğin en büyük cevap" olduğuna psikolojik olarak inandırıyor insan kendini. bu da benim yalnızlığa en büyük sessiz cevabım, mutluluk.
aslında hiçbir şey değişmedi. kurtlar kuzuların, aslanlar geyiklerin, güneş yeniden doğmanın derdinde. özellikle gecenin sessizliğindeyken daha fazla duyulur ayak sesleri. yüzlerce kişi ölürken, önemsiz olan şey kaç kişinin öldüğüdür. çünkü, "bugün 186 kişi öldü" sadece bir istatistiktir. bir kişinin ölmesi büyük bir trajediyken, birlerin birleşerek artması istatistiği oluşturur. zaten bu yüzden "bugün, bir kişi kafasından vurularak öldürüldü." haberini okuduğumuzda, "186 kişi öldü" haberini okuduğumuzdan daha çok acı çekeriz. yine bu yüzden insanlar katliamlara sessiz kalıyor olmalı.

yapılan katliamlara da yorumumu yaptığıma göre, başka bir konuya atlayabilirim. çünkü bu konu çok canımı sıkıyor. reyhanlıda bomba patlarken sesini bile çıkarmayan, ortalıktan kaybolan başbakanımın "müslümanlık adına mısırdaki katliama dur deyin." demesi samimiyetsiz geliyor bana. asıl samimiyet, "dünya üzerindeki tüm katliamları durdurun!" demektir bence. çünkü katliam'ın mısırı, suriyesi, muhalifi yoktur. katliam'ın, ölen insanları ve öldüren insanları vardır. sonra da katliam edebiyatı yaparak pay çıkaranları vardır. pardon, bu konuyu atlıyorduk.
savaşın ortasında doğmamış bir çocuk olarak hayatımdan memnunum. bazı insanların kolayca "hadi savaşa girelim! yıkalım orayı burayı!" demeleri canımı acıtıyor sadece. savaşları sadece tarih kitaplarından öğrenmiş bir nesiliz biz. tarih kitaplarında savaşlar, kazanan ve kaybeden şeklinde anlatılır. öldürülen insanların, öldüren insanların detaylarına girilmez hiçbir zaman. bu yüzden savaşın kötü bir şey olduğunu göremiyor olmalı insanlar. 
savaş bildirgesi varmış, kuralları varmış, o varmış falan. nefsi müdafaa diye bir şey var. bir saldırgan sizi öldürmek üzere saldırıyorsa eğer, saldırganı öldürdüğünüzde suçsuz yargılanabilirsiniz. sene 2013 oldu. bir ülkeye saldırdığınızda, size karşı kullanacağı silahları tahmin bile edemezsiniz. çünkü, "canı tehlikede olan bir insan, canını kurtarmak için her şeyi yapabilir." o yüzden, bildirgelerin, kuralların falan savaş sırasında hiçbir anlamı yoktur. 
lütfen, insanlara "savaşa girelim!" yerine "savaşa dur!" demeyi öğretin. katliam edebiyatı yapmak yerine, "katliamlara dur!" demeyi öğretin.
pardon, konu değişecekti. - değişemedi.

Yorumlar

  1. Yazına baştan aşağı katılıyor olmakla birlikte "bugün, bir kişi kafasından vurularak öldürüldü." haberini okuduğumuzda, "186 kişi öldü" haberini okuduğumuzdan daha çok acı çekeriz. tespitini çok yerinde buldum.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?