Ana içeriğe atla

mektup: kaçıncı yaş günü, saymadım.

yirmi birinci senem bitti. yirmi ikiye girdim. yirmi bir kez ölmüşümdür belki, yirmi bir kez tekrar dirilmişimdir. mutlu senelere, huzurlu senelere, beraberinde gelecek onca mutluluk dolu senenin şerefine içelim sigaramızı bugün. siktir et kaybolmayı falan, işte buradasın. umutsuzluksa umut yaralım, çaresizlikse çare yaratalım ama ne olur, son kez iyi bakmayı bilelim hayata. 
bak, yeni gelecek seneler adına mutlu olalım bu sene. fakirlerin bile yiyecek ekmeği vardır inan. afrikada ne kadar aç varsa, avrupada o kadar tok vardır. hepsinin şerefine içelim bu sene sigaramızı. hepsinin şerefine atalım dumanımızı ve bir kez olsun "olsun be! mutsuzsak ne olmuş, mutlu olmak zorunda değiliz ya." diyelim yine. "yalnızsak yalnızız, yalnızlarla bir olur kalabalıklaşırız" diyelim yine. 
ama korkmayalım. tüm şerefsizliğe inat, şerefine içelim sigaramızı. zayıf düşelim, kalkalım sonra. biz ne düşüşler gördük, ne kalkışlar gördük. son kez bile olsa, son otuz dakikamız bile olsa yirmi dokuz dakikanın varlığıyla kalkalım. öleceksek, bir dakikalık olsun. belki de bir saniyelik. ama ne olursa olsun, büyüyelim işte. 
zaman geçtikçe büyümek zorundasın. küçük kalmakla olmaz bu işler, küçüklerin büyük hayalleri vardır. küçüklerin hayalleri gerçek olmaz. büyüyüp, gerçek hayaller kuralım ve her gerçekleşen hayalin şerefine içelim sigaramızı. bir kez olsun, bir doğum gününde pozitif bakalım hayata. "benden adam olmaz" demeyelim, olacak. olmak zorunda. 
bu gün yirmi iki oldum. kim bilir, yirmi bir kez ölmüş ve yirmi bir kez doğmuşumdur. tam yirmi bir kez bıçaklamışımdır kendimi göğüs kafesimden, yirmi bir kez nefes alacak ufak bir delik bulmuşumdur. yirmi bir kere kalp yarasını bantlamışımdır da, hayatta kalmışımdır. ne bir doktor, ne bir hemşireyim ben. ama olsun ulan, yirmi bir kere... tam yirmi bir kere ölmüş ve yirmi bir kere doğmuşumdur ben. 
güçsüzsem güçsüzüm. yalnızsam yalnızım ulan. ama son bir kere, ne olursun en azından son bir kere deneyelim. yalansa yalan söyleyelim. kim bilir, yirmi bir kere kandırmışımdır kendimi. ama gel hadi, yirmi ikinci kez kandırışımızın şerefine içelim sigaramızı bugün. 
hadi, gel. yapalım şunu. intiharı silelim aklımızdan. ölümü silelim. başkalarına emanet edelim kanserli beyin hücresi dolu hayalleri. farklı farklı ölüm senaryolarını bir köşeye bırakıp son bir kez yaşam senaryosu kuralım kendimize. yeni senaryomuzun şerefine de yakarız bir sigara. ama, ne olursun yapalım şu işi. 
bilirsin beni. yirmi bir kez ölmüşümdür ben. yirmi bir kere doğmuşumdur. yirmi ikincisinde ölmeyelim hadi. kahveyse kahvesini yaparız, olmayan paramızın şerefine içeriz sigaramızı. hadi be oğlum, ağlatma beni. yeni bir başlangıç yapalım da, değiştirmeyelim kendimizi. adımız kalsın aynı, gitmeyi hep denedik çünkü. gittik, uzaklaştık da değiştiremedik hiçbir şeyi. 
ters bir şey yapalım da, kalalım bu sefer. belki de değişir bir şeyler ve sırf o ufak umudun şerefine içeriz sigaramızı. hadi, son kez. yapalım şu işi.

Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…