Ana içeriğe atla

saçmalık: dünya farklı olabilirdi.

yeni bir blog sayfası açıp, sonra her şeyi silmek son zamanlardaki alışkanlıklarımdan birisi oldu. günlüğümü çok yalnız bıraktım, da eklerini cümlelerden ayırır oldum. kelimeler bile benden korkar oldu, iğrenç bir insanım. biliyorum.

dünyanın en çirkin yaratıkları, arabalardır. ana cadde'nin kenarında yaşıyorsanız eğer, bir süre sonra egzoz seslerinden rahatsız olmazsınız. ama, evlerin bile yalnız bıraktığı bir yerde yaşıyorsanız, ufak bir tekerlek sesi bile deli edebilir sizi.

aynı, tik-tak öten saatler gibi. saatlerin neden sadece "tik, tik, tik" diye ötmediğini bir türlü anlayamadım. sanki iki enstrümanlı orkestra yapıyorlar kendi çaplarında. "tik, tak, tik, tak..." yani diyor ki, seni uyutmayacağım. öyle, sade bir "seni uyutmayacağım" değil bu. can gox'u hayal edin, "dal goncayıı, bi sabaah" demiyor da, "seniii, uyuuuuutmayacağıım" diyor. öyle, farklı ve anlamsız bir şey.
 
her yerim kaşınıyor. ya sinekler ısırmış, ya da çok kirlenmiş olmalıyım. ikisi de sorun ettiğim şeyler arasında değil. ben bir hayvanseverim, sinekleri öldürmeye kıyamam. bir sineği bile kendimden üstün görüyorum, en azından zarar vermeli bile olsa amaçları var. kan emiyorlar, karınlarını doyuruyorlar. bu, güzel bir şey.

kirlenmek de güzeldir zaten. sokaklar bazen pis kokar. elimde fırsat olsaydı eğer, sokaklarda yaşamak isterdim. bu, çoğu kişinin kabul edebileceği şey değil. ama düşünsene, hiçbir zaman dört duvar arasında değilsin. tüm sokaklar, tüm yollar, insanların girebileceği her yer senin. ne özgürlük ama... bir kaç açlık sorunu, para sorunu dışında mükemmel bence.

bir sinek kadar küçük beynimiz olmalıydı. hiçbir şeyi düşünmeyen, sadece yaşayan zombiler olmalıydık insan olmak yerine. bir kişi olarak değil de, dünyanın hepsinin böyle olduğunu düşündüğünde zevkli oluyor aslında. geçim derdi yok, üzülmek yok, sevmek yok, aile kavramı yok, birine bağlanmak bile yok. kafaya takabileceğimiz şeylerin sayısı ne kadar az olursa eğer, dünyamız o kadar mükemmel olurdu. pardon, çok acıktım. fazladan beyniniz var mıydı?

Yorumlar

  1. ''Elimde fırsat olsaydı eğer sokaklarda yaşamak isterdim''
    İki yıldır hayaliyle yaşadığım bir şey. Ve mantık aynı; ''tüm sokaklar, tüm yollar, insanların girebileceği her yer senin. Ne özgürlük ama...''

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…