Ana içeriğe atla

yazarlık yalanı.

daha iyi bir şeyler yazana kadar, yeni bir şeyler yazmaktan uzak durmalıyım sanırım. ama bir kitapta da "daha iyi şeyler yazabilmek için daha fazla yazmanız gerekiyor." yazıyordu. şimdi kafam karıştı işte.
en güzel rüyaların da bir sonu vardır. rüzgar, sadece sonbaharda güzel eser zaten. rüzgarların en iyileri, en üst katta oturanlar içindir. bu yüzden bulutlara yakın olmak güzeldir. güneşi fazlaca hissedebilir, ama çok az etkilenirsin. güneş ışınlarını rüzgarlar keser. hayatta her şey böyledir zaten.

her yeni bir rüyayı, yeni bir uyanış keser mesela. edebiyatta buna "rüyaları gerçekleştirmenin en iyi yolu uyanmaktır." demişler. yanlış bir şeyler var. rüyalar, gerçek olamayacak kadar güzeldir. insanlarsa imkansızı sever. bu yüzden çoğu insan, imkansızı gerçekleştirmek ister.
benim rüyam, yazar olmaktı. yaşlı bunak ile mezarlık kenarında oturuyorduk. "bir gün sen de bu hale geleceksin." diyordu. mezarlık girişindeki ölümsüzlük ile ilgili saçmalıkları okuduktan sonra içeri giriyordum. bir mezar vardı, içi boş. ismi de yazmıyordu. bizim yaşlı bunağın koşarak bana geldiğini gördüm, "kim bu" diyecektim. yaşlı bunağın yanımdan geçişini, mezara büyük bir neşeyle atlayışını izledim. içeri doğru baktım. gözü kapalıydı. sadece gülüyordu. gülümsüyordu.
yolda yürürken anonim olmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu düşündüm. anonim değilim, "odunluzıkkım" diye google'da arattığınızda fotoğraflarımı bile bulabiliyorsunuz. biraz araştırsanız, soyadımı bile bulabilirsiniz. ama bazen, gerçekten anonim olmayı düşünüyorum. siminya gibi, ya da ne bileyim; internette tanıdığınız ama fotoğrafını bile göremediğiniz bir insan gibi.

geçenlerde bir arkadaşım, "daha önce değiştin, neden tekrar değişemeyesin?" diye sordu. ikinci bir değişimin ne kadar zor olacağını anlattım ona. yalnızım, kötüyüm, daha da yalnız kalır ve daha da kötüleşirim. ama kim bilir; belki iyi olur ve mutlu olurum.

internetteki kimse beni tanımaz, zaten ben de kimseyi tanımak istemem. işin kötü tarafı, bunu yaparken kendime yeni facebook hesabı, twitter hesabı ve blogger hesabı açmak zorunda kalacağım. ama, sıfırdan başlamak ve değişmek denen şeyin anlamı bu zaten değil mi?

yani, ne bileyim... kim bilir, belki yaparım. belki cesaretim yeter.

Yorumlar

  1. Aynı sorunu aynı sıkıntıyı yaşıyorum. Bu yüzden her gün yeni yazmak isteyip hiçbir şey yazamıyorum. Sıfırlanmak zor geliyor ama böyle de ilerleyememek insanı delirtiyor. Yazamıyorsun, bir adım ileri gidemiyorsun. Bilmiyorum, kafam çok karışık.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…