Ana içeriğe atla

aşk acıtmaz yavrum.

bana bir türkü söyle, derinden olsun. derinden olması önemli. çünkü, türküler sadece derinden söylendiğinde güzeldir.
her neyse, kapalı kapılar ardın... her neyse, açılmamış kapılar ardı... her neyse, etkileyici bir cümle bulamadım. derinden bir nefes alıp verelim o zaman. çünkü, her hikayenin nefes kesici bir tarafı vardır. oksijenin bittiğinde, nefesinin kesilmesini istemezsin.
her aşk neşeyle başlar. her aşk güzeldir aslında başlangıçta. başlangıçta her şey güzeldir. hayata ilk başladığımızda hepimiz güzeldik sonuçta. beynimizin hiç olgunlaşmadığı, kemiklerimizin ayakta kalacak kadar güçlenmediği şahane yıllardan bahsediyorum. 
büyüdükçe ayakta kalmayı, beynimizi kullanmayı öğrendik. ayakta kalmanın önemli olduğunu küçükken "ne olursa olsun, güçlü kal." diyen insanlar öğretti. ne olursa olsun, ayakta kalabilen insanlar. aynı insanlar bize paylaşmanın önemini, kazanmanın önemini, başarının önemini de anlattı. ama en önemlisi güçlü kalmaktı. çünkü güçlü kalabilen insan paylaşabilir, kazanabilir ve başarabilirdi. 
çekilen filmlerde en sevilen karakterdir kaybedecek hiçbir şeyi kalmamış insanlar. bir insan her şeyini kaybettikten sonra güçlü kalabiliyorsa eğer; korku filmlerinin korkmayanı, aksiyon filmlerinin ölmeyeni, bilim kurgu filmlerinin en zekisidir her zaman. ama, filmler ve diziler çok farklı. 
şimdi size bakıyorum, bazen aynada kendime de bakıyorum. kaybedecek hiçbir şeyimiz kalmamış; bilgisayar, fotoğraf makinesi, facebook, twitter dışında. "işte en büyük aşk bu" dediğimiz zaman kaybetmişiz. "işte en büyük sevgi bu" dediğimiz zaman kaybetmişiz. tam, birinin en büyük aşkı olduğumuzu hissettiğimizde, kaybetmiş. tam, hiç görmediği birini seven insan kazanmaya yaklaşamamış bile. 
filmlere bakıyorum sonra, dizilere bakıyorum. sonra, tekrar size, bana bakıyorum. gerisini biliyorsunuz, anlatmanın yararı yok. bir bok değiliz. henüz senaryosu bile hazırlanmamış filmiz biz, gerisini siz düşünün.
her şeye "siktir et" diyerek yaşayamazsın. ama bazen, her şeyi siktir etmeyi istediğini biliyorum. etrafındaki insanlar gülen yüzüne bakarken, aslında ağladığını ama her şeyi siktir edebildiğini fark edebiliyorum. bazen, seni herkesin içerisinden kurtarıp kendi köşende kendinle yüzleştirmek istiyorum sayın okuyan. ama, "bazen" ile başlayıp "istiyorum" ile biten hiçbir istek gerçek olmuyor.

çünkü, bazen ölmek istiyorsun. bazen eğlenmek istiyorsun. bazen gitmek istiyorsun. bazen görünmez olmak istiyorsun. bazen isyan etmek istiyorsun. bazen ağlamak istiyorsun. bazen, ne bileyim işte zengin olmak istiyorsun. ama, hep bir engelin oluyor.

biliyorum, yalnız değilsin. hepimiz böyleyiz.
"yalnız değilsin" lafını komik bulmuşumdur hep. kalabalık ortasında kendini yalnız hissediyorsan, yalnızsındır işte. en sevdiğine sarıldığında, seni anlamayacağını düşünüyorsan yalnızsındır. en yakın dostun seni anlamadığında bile yalnızsındır. çareyi en yakınında değil de, uzakta bulduğunu düşündüğünde bile yalnızsındır. 
yalnızlık, çok geniş bir kavram. "yalnız değilsin" kadar, "yalnız değilim" demek de yalnızdır. uzayda hep yıldızların olacağı gibi, senin de köşede kalmış yalnızlıkların vardır illaki. yüzleşemediğin, anlatamadığın, farkında bile olmadığın yalnızlığın vardır illaki.
konunun yalnızlığa nasıl geldiğini anlamadım. konu aşk olacaktı şerefsizim. anlamadım ya. bu iş, ne bileyim. aşk'ı nereye çekersen...
aşk dediğin şey, kaybettiğini anladığında biter. neyi kaybettiğinin farkında bile değilsindir çünkü, neyi kazandığını hiçbir zaman tam anlamıyla öğrenememişsindir.
olmadı, yazımı, bir okan bayülgen ile bitirmek istiyorum.
duracağım burada. gidişini seyredeceğim. kıpırtısız, sakin gibi görüneceğim. kavgasız olacak. fırtınasız olacak. saçma sapan olacak. organlarım, birbirine vuracak. arkandan sessiz bakacağım. ben yine, salağı oynayacağım.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…