bar filozofu.

ne de olsa yazmak kolay. bilmiyorum, içimde bir boşluk var ama hangi kelimelerin doldurabileceğini tahmin etmek çok güç. bir abimiz "gece hayatım olsaydi bir bar filozofu olabilirdim, blogda yazdıklarım pek kaale alınmıyor zira. @odunluzıkkım için de aynı şeyi düşünüyorum." demişti. o günden beri bar filozoflarını düşünüyorum. o günden beri, felsefenin ne kadar gereksiz olduğunu hatırlatıyorum kendime.
koşuyordum. koşuyordum. koşuyordum. sonu olmayan bir yolun başında mıydım, sonunda mıydım bilmiyorum. hatta, sonu olup olmadığı da sadece tahminlerim arasındaydı. koşmak huzur veriyordu. tek yaptığım şey, koşmaktı. 
aslında her şeyin başı su olabilir. ya da henüz, hiçbir şey başlamamıştır. sigaranı ateşlediğini ve odadaki tüm oksijenin yavaş yavaş yanmaya başladığını hayal et. daha da ileriye git, suyu yak. en büyük okyanusların bile yandığını hayal et. en küçük kromozomuna kadar eridiğini hayal et. kendine ölümlerden ölüm beğen ve koşmayı bırakıp kendini öldürdüğünü hayal et. 
şimdi, anladın mı sonu olmayan bir yol olmadığını? öldüğünü tekrar hayal et, tekrar tekrar. tekrar tekrar koşmayı bırak ve öl. yolun sonunu gördün mü? göremediysen eğer, koşmayı bırak. gidebileceğin hiçbir yer yok. gördüysen eğer, koşmayı bırak. gidebileceğin yere çok yakınsın zaten.
zerdalilerin güzel olduğunu biliyorum ama ne olduklarını bilmiyorum. kayısının yabanisi mi olur? hangi ara evcilleştirmeyi bıraktım, hangi ara hayvanlaştırdınız? yediğim tatlı kayısılara ne oldu? bilmiyorum. belki de içimdeki boşluk budur. ben küçükken elmalar da kurtluydu, şeftaliler de. ama güzeldi. tadı güzeldi. "tanışmıyoruz ama yanındayım. bu kadar karamsar olma." demişti birisi. şimdi anlıyorum. ben karamsar değilim, elmalarda kurt yok.
orta çağlarda yaşıyordum ben, kimse deli demesin diye anlatamadım. o günden beri "dünyanın sonu geliyor" hikayeleri anlatılır. bir gün yolun ortasında bağıran papazın yanına gidip "dünyanın sonu gelseydi, yapmak istediğin şey burada durup insanları uyarmak mı olurdu?" dedim. ailesiyle birlikte taşındılar floransa'dan. 
floransa'nın kralı lorenzo de medici adam gibi adamdı. karısı da taş gibiydi, saraydan dışarı çıktığını görmedim hiç. dünya ahiret bacımdır, zira laf söylemem hiç. ama o dönemleri çok özledim. elmaları kurtluydu, her şey doğaldı. 
şimdi her şey biraz kaşarlaşmış. kadınlar da öyle, erkekler de. bilmiyorum, belki ben de kaşarlaşmışımdır. aynı şeyleri mi yazıyorum? ay, çok gerildim. çıkalım şu floransa'dan.
kafam çok karışık, gerçekten. bazen twitter'da çok yalnız kalıyorum. son zamanlarda yanımda olduğunu hissettiren iki kişinin tweet'ini yazdım. son zamanlarda birilerinin yanımda olduğunu hissetmeye ihtiyacım var sanki. twitter'ım @odunluzikkim. ulaşırsan, pek bir güzel olur. onu diyecektim. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?