Ana içeriğe atla

charleston biberi.


korkunç derecede güzelsin, bilmiyorum anlatabiliyor muyum? son zamanlarda, bir şeyler anlatabildiğime inanamıyorum. ya ben insanlara kendimi anlatırken yanlış kelimeler seçiyorum, ya da insanlar hayal bile edemeyeceğim kadar gerizekalı.
çiğ köfte acıdır. patatesin yanında kızartılmış biberler de öyle. hangi insanın, kendi ismini bir bibere koyabileceğini düşünüyorum bu aralar. benim bir arkadaşım vardı, charleston. sabahları halsizce kalkıp balkona, sigara içmeye çıktıktan sonra görürdüm onu. içine kapanıktı, sakindi, pek konuşmazdı zaten. 
konuşmadığı anlarda severdim onu. konuştuğu anlarda sinir patlamaları yaşar, sakin kalamazdı. bir gün oturduğu apartmanın önünde polisleri gördüm. kelepçeli elleriyle dışarı çıkan kendisini gördüm sonra. koşarak gidip "ne oluyor? bırakın charleston'ı!" diye bağırdım. "bırakamayız, terasında kendi ismini verdiği acıları yetiştiriyormuş." dediler. 
nasıl bir insan, acılara kendi ismini verebilecek kadar manyak olabilirdi ki? bilmiyordum. hala bilmiyorum. özünde sakin bir insandı charleston. özünü herkes bilir o adamın. özünde sakin olan herkesin, kendi isimlerini verdiği acıları var mıdır ki?
uzaktan bakıldığında mutlu görünüyorumdur. aslında uzaktan bakarsan eğer, maviyi, yeşil görebilirsin. ama bir gökkuşağına ne kadar uzaktan bakarsan bak, renkleri değişmez. deniz kimilerine göre mavidir mesela. kimilerine göreyse yeşil. bunların anlattıklarımla ne alakası var, ben de bilmiyorum. ama bana göre gökyüzü renkli, insanlarsa gridir.
karamsar olduğumu söylemek için çok geç. biraz sigara, biraz sakinlik ve sessizlik verirsen eğer yalnızlığa küfür ederim. biraz sigara, biraz kalabalık ve sessizlik verirsen eğer yalnız olmadığım için küfür ederim. 
sen de mi böylesin? yani, yalnız olduğunda da kötü, yalnız olmadığında da kötü mü hissediyorsun? güzel. yani, demek istediğim... siktir et ya. zaten herkes öyle hissediyor. 
zaten, böyle hissettiği için aşk'a, sevgi'ye, nefret'e vuruyor insanoğlu kendini. aşktan, sevgiden, hatta nefretten bile nefret mi ediyorsun? siktir et ya. zaten herkes ediyor.

Yorumlar

  1. Evet aştan, sevgiden hatta nefretten bile nefret ediyorum.
    Yazın iyi hissettirdi.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…