kaşar muhabbeti, aşk mektupları, ilgisizlik falanlar.

yatağın haram olduğu bir sabahtayım. sağım, solum, oysaki her şey tamam. yorganım, sigaram, kapalı pencereler, soğuk hava, kalorifer ve çıplak ayak. eski alışkanlıklardan olsa gerek, test kitabım eksik. "sen eksiksin" diyemiyorum. sen hiç bu odada olmadın. sen, başka bir odada da benimle olmadın. var olduğunu söylüyorlar, siktirip gitmelerini söylüyorum. "var olsaydın eğer..." diye başlayan her cümlem üç noktayla bitiyor. sonra aynaya siktirip git diyorum. gitmiyorlar. siktirip gidin, kendime yazacağım bugün.

"arkadaş, sen bu değilsin" diyor duman arkadan. tam bu noktada ağlayasım geliyor. "uzaktan bakınca çok mu dertsiz gözüküyorum" diyorum kendi kendime. onlarca insanın ağlamasını dinliyor ve karşılığında sadece bir insanın beni dinlemesini istiyorum. en yakınımı arıyor, en uzaktakine bakıyorum. hiç tanımadığım insana gidiyor, düşüncelerini en sevdiğim insanlara koşuyorum. ama "bir dakikalığına beni dinleyin" diyemiyorum yüzlerine baka baka.

insanlardan önce kendini düşüneceksin diyen insanları seviyor ama bir türlü onlardan olamıyorum. yıllarca hapishanede taciz edilseydim, işkenceye uğrasaydım; hapishane gardiyanı olduğumda kimseyi taciz etmez, kimseye işkence yapmazdım. yıllardır kimsenin düşünmediği bir insanım ben. şebnem ferah'ın arkasında çalan, şarkıyı şarkı yapan müzisyenlerden biri; en iyiler listesine girmiş filmlerin birinin kameramanı gibiyim. insanları mutlu ediyor ama kendimi bir türlü gösteremiyorum.

kim ne derse desin, suçu kendimde arayacağımı biliyorum. "madem dertli gözüküyorum, neden derdimi bir gün olsun sormadınız ulan?" diye soramam hiç. bunun yerine duş alırken deliririm ben, kimsenin haberi bile olmaz. "gerizekalı" diye başlar her cümlem, "kendini bu kadar güçlü gösteren bir insanın, böyle şeyleri kafaya takacağını kim tahmin eder ki?" diye devam eder sonra. iki tarafımdaki melek bile göt gibi kalıp ortada, "cidden derdi mi varmış?" diye düşünür kalır öyle. günahları yazan basar eksiyi ve not alır "bugün saatlerce kendine eziyet çektirdi." diye.

sonra, konu aşktan açılır. benim hayatım ya bu, çayı şekere değil; üçü bir arada nescafe ile karıştırır. dünyanın en berbat halinden biridir zaten yaşadığın her aşkın, senin yüzünden bitmiş olduğunun farkında olmak. kimseye anlatamamakla biriktiğinde "ben kötü bir insan mıyım?"a gelir olay. bir an, anlatsan tüm insanları sıkacağını düşünürsün ve ilk paragrafta bahsettim ya, birinin gelir sormasını beklersin. birler gelir, onlar olur, yüzlerle birleşir ve bir allahın kulu da sormaz "neyin var" diye. işte tam burada patlar "ben kötü bir insan mıyım?" sorusu. öyle bir sorudur ki bu, değerini yeni anlıyorum. tam her şey tükendiğinde, hiçbir şeyi kalmadığında soruyor insan bunu kendini.
ortalığı salgın götürdü. dünyada kalan son insanım. yaşamak için hiçbir sebebim kalmadı. hiçbir insan canlı değil. etrafıma bakınıyorum ve en yakındaki evin çatısına çıkıyorum. senaryo ya bu, kendimi çatıdan aşağıya bırakıyorum. bir ses geliyor. bir yerin telefonu çalıyor. aşağıya düşüyorum. insan, ölmek üzereyken saniyenin milyonda biri sürede, milyonlarca şey düşünebiliyor. birisi yaşıyor. belki de telefon son kez çalıyor. aşağıya düşüyorum. ölmek üzereyim. yere çakılıyorum, etraf siyahlaşıyor. sıçrayarak uyanıyorum. "bu ne lan? dünün aynısı."
demiş işte duman. "rüyanda görsen, inanma."

Yorumlar

  1. Ben sormasam da anlar. Giris, gelisme, sonuc olmasin varsin, orta yerinden baslayarak anlat. Varsin anlamayayim, anlat. Insan her zaman anlasilmak istemez, bazen sadece anlatmak ister. Varsin cevap bulamayayim, derman olamayayim, anlat. Cevap olamazsam yeni sorular olur gelirim karsina, anlat.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız