saçmalattirik: oksijen'in hikayesi.

bilgisayar ses çıkarıyor, moralim bozuldu. sabah olduğunda kurbanlar kesilecek, canım acıyor, ben de bir parçasıyım. hayat, nejat işler'in öleceği haberini okumaktan biraz daha kötü olsa gerek. 30 sene sonra dünyada oksijen bitecek, kimse farkında değil. ağaçlar kesiliyor, üzülmeyin. candan kıymetli olmasa gerek. mala geleceğine ağaca gelsin. serbest çağrışım bittiyse, yazıya geçelim.
keman sesiyle oksijen sesi birleşirse eğer, güzel bir orkestra olur. oksijen bile ses çıkartır kimsenin duymadığı. oksijen de yanar, ağaçlar gibi. bir oksijen olsaydım, oksijen olmaktan nefret ederdim. insan olmaktan nefret ettiğim gibi. 
oksijenin de hikayesi olduğunu söylerler. güneş doğar, yeşillikleri yaratır. esrarengiz bir şekilde oksijeni yavrular yeşillikler. bir insanla tanışır oksijen. aşık olur. tüm varlığını insana bağışlar. hayat verir. kıymet bilmez ya insanoğlu, oksijenin aşkı fazla gelir. dışarı atmak, kendinden uzaklaştırmak ister. o kadar değişir ki oksijen, kimse tanıyamaz olur. adına "karbondioksit" derler.
böyledir oksijenle karbondioksitin hikayesi.
ne yazmak istiyorsun bugün? güzel soru. kafamı eseni yazmak istiyorum. kafamdan ne esiyor? ne bileyim. her gün öğretmeninden "oğlum, dersi dinle! kafan nerede?" azarı yemiş öğrenciyim ben. kafam, şimdilik hiç var olmayan bir yerde.
"biraz iç dünyandan bahset." dedi güzel kadın. içkimi yudumladım. ayağa kalktım. uzaklaştım. aynı geceydi sanırım. önümde birine araba çarptı. uzaklarda, hiç görmediğim biri aşırı dozda uyuşturucudan öldü. dünyanın öbür ucunda bir insanın kafasına meteor yağdı. bir bebek, daha doğamadı bile. bense yürüdüm. eve gidene kadar yol bitmedi. yürüdüm sadece. sonra uyudum. sonra uyandım. 
bir gece, "biraz iç dünyandan bahset." dedi güzel kadın. içkimi yudumladım. "hayat..." diye başladım cümleye, 24 yerinden bıçakladılar kadını önümde. 
yine bir geceydi, "biraz iç dünyandan bahset." dedi biraz sonra hayatımı vereceğim kadın. iç dünyamdan bahsettim. 
sevgilim yok, olmasını istediğimi söyleyemem. ne burada, ne başka yerde, hiçbir yerde bir şeyim yok. ne mutlu, ne mutsuzum. ikisi de umrumda değil. sigara da zevk vermiyor zaten. birilerine değer vermediğinde, birilerinden değer görmediğinde duygular da anlamsızlaşıyor. insanların hayatında "var ya da yok, fark etmez" olduğunda yalnız olmasan bile yalnızlaşıyorsun. öyle alıştırıyor ki yalnızlık, kendini yalnızlaştırıyorsun sonra. başım ağrıyor bir de. kitap bile okuyamıyorum. yani, ne bileyim... bir çok şey eksik, ama tam olarak neyin eksik olduğunu bile bilmiyorum. 
kendimi ne buraya, ne başka yere ait hissediyorum. burada farklı, başka yerde farklı mutsuzluklarım var. elimdekilerin değerini bilmiyorum diye de bir şey yok. zaten, hiçbir şeye değer vermeyen bir insanın neyi olabilir ki?
kalkmıştı o da, gitmişti. bir kadın daha geldi sonra, aynı geceydi. "seninle sevişebilirim" dedi. mutsuzluklarımı da aldım. seviştik o gece. sabahında yine yalnızdım. yine bir geceydi sanırım, "berbattın" dedi aynı kadın. "biliyorum..." dedim, "zaten iyi olma gibi bir beklentim yoktu." 
"neyin var, biraz iç dünyandan bahset." dedi aynı kadın. "nasıl bu kadar umursamaz olabilirsin?" dedi. tanışıp tanışmadığımızı sordum. cevabını almış olmalıydı. 
bir gündüzdü. önce trafik kazası geçirdim. sonra aşırı dozda uyuşturucu aldım. etrafıma meteorlar yağdı. ölmedim. tanrının bir mesajı vardı: "acı çekmeni istiyorum."

Yorumlar

  1. Böyle bir şeyi başkası yazdığında heveslenir, başkası yaşattığında hüzünlenir, bizzat yaşayınca eylemsizleşirim. Okuyorum, anlıyorum da üstelik. Hoşuma da gitti. Ama neden bir gecede bu kadar empati sahibi oldum, canım buna sıkılıyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. işte ben yorumda bahsedilen "eylemsizleşme" halindeyim. empatilik bir mevzu değil sanırım, herkeste var. sadece dile getirilmiyor.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız