Ana içeriğe atla

benim için her şeyle yüzleş.

bitti mi?. senin için her şey bitti mi?. kırmızı kadının, buz tutmuş bankta yatan bir adam, patlayan bir silah, ağlayan bir bulut, alakasız binlerce kelime. arkanda ne bıraktın peki? iyi geldi mi acaba mentollü sigaranın tadı? sırf rahatlamak için kullandığın sigara, artık rahatlatmıyor mu seni? kafan nasıl? en son içtiğin viskinin etkisinde misin hala? 
değişiksin biliyorsun. kafan da karışmış bir o kadar. kayboluyor musun hala? delileri merak edip, eskileri özlüyor musun? korkuyor musun bir şeylerden yoksa, duygularını tamamıyla kayıp mı ettin? sessizlik, avuntu, çözüm yolları... bildiğin her şey, bitti mi şimdi?
takma beni, ne dediğimi bilmiyorum bu aralar. bir kaç kelimeyi birleştirip anlamlı cümleler kuramadığım zamanlardayım. yazının neresinden başlayıp, neresinden bitireceğimi bilemiyorum her zamanki gibi. bir yerinden başlarsam eğer, bir tarafından çıkmayı başarabilirim diye düşündüm. olur belki, deneriz.
eve çıkmanı istemiyorlar mı? korkuyorlar mı çevireceğin işlerden? yani, içlerinde eve atıp suratına bile bakmadan becereceğin kızların korkusu mu var etrafındakilerin? yanılıyorsun, bil. yalnız olduğunla yüzleş mesela, karanlıkta kalmayı seçtiğinle. ne kadar kalabalık olursan ol, evden bir adım bile dışarı atmayacağınla yüzleş. hayat dediğin şeyin, ufak bir ekran ve teknik ekipmanlardan ibaret olduğunu kabullen lütfen. 
iyiliğini isteyenler, şimdikinden daha kötü olacağını bildikleri için konuşuyorlar. "daha, daha ne kadar kötü olabilirsin ki? daha ne kadar dibe batabilirsin?" deyip de susma kendince. daha'nın dahasını da gördün, kötünün kötüsünü de. battığın her dibin daha derini olduğunu ve kurtulmak için son çırpınışların olduğunu fark etmiyor musun?
etmiyorum.
nasıl bir bunalımda, nasıl bir oyunun içerisindesin? etrafına baksana biraz. hayat denilen olay, bir bilgisayar oyunu değil. kaydedip çıkamıyor, sıkıldığın yerde kapatamıyorsun kendini. bilmiyorum. fark etmiyorsun değil mi hala? bu kadar yazı, bu kadar söz. hepsi boş. tabi ya, sen iyisini bilirsin. ama benim için, yüzleş.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…