ankarayı özlemek.

aklımın ucundan geçmiyor değil. aklımın en ücra köşelerinde bulundurduğum bir kaç duyguyla hitap edesim var. böyle, hani olur ya; bir şeyleri özlediğini hissedersin ama, kavuştuğundaysa her şeyin hayal kırıklığına düşüneceğini bilirsin. özlediğine pişman olduğun anda çoktan iş işten geçmiştir. bir kere özlemişsindir işte. off, ne diyorum ben ya? kafam allak bullak.
"dünyanın öbür ucunda olsan bile gelip seni bulacağım." demişti bir kadın. dünyanın öbür ucunu yüzlerce kere turlamışımdır. belki olur da gelir ya diye, tekrar dönmüşümdür geriye. bir kere bulamadı o kadın beni. hala bekliyorum, belki bulur diye.
buraya gelip alışılagelmiş yalnızlık cümlelerini kurmaktan bıktım. bir de ankara'ya gider, ankara'da kurarım. yalnızlık denen uçuruma bir kere düştüğü zaman insan, milyonlarca ağaç diksen yukarı tırmanamıyor. bir kadından kastım, yüzlerce arkadaştı; anlamazsınız diye söyleyeyim. yüzlerce arkadaş dönüşüp binlerce yalnızlık oldu. şimdi hayalini kurdum da ankara'nın... kilometreleri yakınlaştırsam, onbinlere dönüşürler.
en derinden üzüntülerimle paylaşıyorum üzüntünüzü. en içten anlıyorum yalnızlığınızı, hiç merak etmeyin. geçen senelerdeydi yanlış hatırlamıyorsam, bir istisnaya sebep olsun diye her zamanki gibi; hayal kurdum. bir kadın vardı, "ankara'ya gel, söz görüşelim." derdi. yüzlerce defa ankara'ya gittim, bahsetmesi bile üzüntü veriyor.
olur böyle şeyler, yazılır. bir yazarın sakladığı en tehlikeli silahtır yalnızlığı. odunluzıkkım olmaktan da bıktım. eski ben olmak da bıktırıcıydı. yeni bir benlik yaratsam yalnızlığa alışık, yalnızlığı seven... güzel olur aslında. ankaralı hayallerini evin önündeki parkta yürümekten başka bir şey süslemez olur; ama, her şey değişir yine.

ne kadar değişirsen değiş, yalnızlığa alışırsan alış. hayallerinde yürüdüğün parkı yıkar; yerine apartmanlar dikerler.
yanlış hatırlamıyorsam yine, bir kadın vardı.
yok oldu. kim bilir, nerdedir?
yine yanlış hatırlamıyorsam, kadının sevdiği bir adam vardı.
bilen bilir... kaybettim.

bana.

bırak çalsın şarkı, durdurma. bir köşede kalsın baş ağrısı. ne hoş gelir oldu nefes alışverişlerinin fısıltısı. bir kahve ol gel, bir çay ol gel, ne olur gel. ve şimdi git, fazla geldin. biraz otur ama fazla kalma. bak yine fazla geldin. ne anlatırsam anlatayım, anlamayacaksın. bu paragrafı oku ve git. anlamayacaksın.
beni biraz müzikten uzaklaştır. beni biraz bilgisayardan uzaklaştır. bana biraz sorumluluk kat be ey insan! bana biraz benden bahset, oturup sabaha kadar dinleyeyim. bana kim olduğumu anlat, bu aralar bir hayli unuttum. bana kim olmam gerektiğini anlat. bana benle alakalı bir şeyler anlat. kim olduğumu hatırlamıyorum, sahi ya; ben kimdim?

bana biraz yapacaklarımızdan bahset. yapmamam gerekenleri öğret, birinin bana rehber olmasına ihtiyacım var. tam tuşa bastığımda, "hayır, basma." diyen birine. sessiz sakin oturduğum evden dışarı çıkartacak birine, bir şeylere ihtiyacım var.
bakma git dediğime, sensiz yapamam.

her şeyini topla ve kaç, git.

aynı insan, iki kişi. tek kurşunda iki kuş. biri sigara içerdi, diğeri temiz yüzlüydü. biri sorumluluklarını bilir, diğeri bilmezdi. bir gün tek kurşunla ikisi birden öldü. aynı yerden, tek kurşun. 
hayatım kurtarılamaz noktada, sağa çek kaptan inmek istiyorum. şayet hayatım kurtulursa sana tüm minnet duygularımı göndereceğim, hayatın kurtulacak. tüm dünyayı yok etmek istiyorum, nükleer bombaların emanet edebileceği bir insan değilim. elimde "sakın bu düğmeye basmayın" yazan bir düğme olsaydı, belki dünyayı yok eder diye düğmeye basardım. kafam bir hayli karışık dostlar, hala ölmek istiyorum.
bir şeylerden ölerek kaçamazsın. öldükten sonra bile illa ki bir şeyler kovalar peşinden. hem daha cenaze masrafları var. off, bu dünyada ölmek bile zor iş. "dövüş kulübüne hoş geldiniz, bir kaç beyaz don ve cenaze masraflarınızı hazırlayın." kadar basit bir hayat değil bu. bir anda yok olmak ile, sessizce yok olmak arasında dağlar kadar fark var.
her şeyin başı yanlış seçimler. aslında her şeyin başı, seçimleri öğretmeyen seçim kuralları. bugün yaptığınız seçim, size şu an bir şey kazandırmayacak. bugün yaptığınız seçim yıllar sonra karşınıza çıkıp ağzınıza sıçacak, farkında değilsiniz. her şey dün ve yarın arasında başlayıp bitiyor. bugün önemli değil, bugün zaten yaşıyoruz.
yazar "benim için üzülür müsün, ölürsem bugün?" diyor. benim ölmem umrunda olur mu ölürsem bugün? bak yine aynı boklukla başladık. yine her şeyin sonu yavaş yavaş ölüme gidiyor. yine mi ölmedik? hayır ustam, kimsenin umrunda değil.
herkese bir olric lazım, ama kimse bir olric değil. "bugün de hata yapar mıyız olric?" "şüphesiz ki efendimiz."
en sevdiğim çiçek, dağdaki diken. zaten bu yüzden oram buram, her yanım yara. şu kalbe bak, delik deşik. askerlikten korkuyorum da, gitsem zaten "kalbin delik" der geri iterler. doktor bey, her sabah uyurken burnum tıkanıyor ama uyandığımda hep aynı yerdeyim. çok zor nefes alıyorum doktor bey, buna inat sigara içiyorum ama; uyandığımda hala aynı yerdeyim. ne istiyorum biliyor musunuz doktor bey? biraz siyahlık rica ediyorum, karanlık peşinden geliyor zaten.
arada sırada, nerede olduğunu bilmediğim karaciğerim ağrıyor. karaciğerimdir illa ki, çünkü onun ağrımasını istiyorum. "geceden gündüze, gündüzden geceye bilgisayar başındayım olric." "neden efendimiz?" "çünkü o da başka şeyler kadar zevk vermiyor."
bak doktor bey, bunlar gözyaşları. az önce iki kişi öldürdüler, bir insan. beni öldürdüler. her şeyimi topladım ben de. kaçtım, sana geldim. üçüncü kişiliğim ben, tedaviye ihtiyacım var.

izninizle, hayatım kayıyor.


aşktan, meşkten, seksten, birbirlerini sevip de kavuşamayanlardan bahsetmeyeceğim. otur şöyle iki sohbet edelim, bana "nasıl olduğumu sorduğunu" farz et. anlatıyorum bak, dinle. berbatım. yıkıldım.

üzgünüm, her zamankinden daha fazla üzgünüm. benim bu anlarımı bilirsiniz, bir yandan ölmek, bir yandan gitmek isterim. bir yandan sisteme küfür eder, bir yandan beklenmeyen şeyler yaparım. bir yandan hala intihar mektubu yazasım var, bir yandan intihar etmek istiyorum. bir yandan, lütfen, benimle ölür müsün? yalnızlıktan korkuyorum, yalnız ölmekten de öyle.
21 yaşımdayım, 14 senedir okuyorum düz mantık hesabımla. güzel bir matematik görmedim, ilk okul öğretmenim bu hallere düştüğümü bilseydi hayata bağlılığını kaybederdi. veli toplantılarının en favori öğrencisiydim ben; "hanımefendi, beyfendi... oğlunuz zeki, ama çalışmıyor. ama yine de tontiş tontiş yanaklarını yerim onun ben. çok sempatik."
ilk okuldan beri gerizekalıydım, öğretmenlerim bendeki bu yeteneği keşfetmiş olmalıydı. yıllardır değiştiğimi, en azından bir zerre olsun zekamda ilerleme olduğunu düşünmüştüm. bir gram beynim varmış gibi ümitlendiren öğretmenlerim suçlu! veli toplantılarının en ezik öğrencisi olmalı, "beyfendi, hanımefendi! oğlunuz bildiğin gerizekalı!" denmeliydim. olmadı.
zaman çok çabuk ilerliyor be adam. gözünü öyle bir kapatıyorsun ki, açtığında bile her şeyin rüya olduğuna inanıyorsun. saklambaç oynanan günün ardından eve gelmiş, yorgun argın uyuduğunu ve bir daha uyanamadığını düşünüyorsun. bana sert bir tokat atın, kafama kurşun sıkın! uyanmak istiyorum artık, yoksa ben yapacağım.
herkesin kendilerine göre sıkıntıları var, anlıyorum. ne yani, en büyük sıkıntım para mı? yoksa, beni hayata iyi hazırlayamadıklarını mı düşünüyorlar anlamıyorum. bir akrabamız var, 3 tane üniversite bitirmiş. ne yapıyor peki? boş gezenin boş kalfası. bir ben varım, henüz üniversite bitirmedim. ne yapıyorum peki? boş gezenin boş kalfasıyım. beni bir mezundan üstün yapan ne o zaman? bir türlü anlamıyorum.
korkma diyorlar, geçer diyorlar. bana biraz daha viski koyar mısın? sarhoş olmak istiyor, anlattıklarıma öyle devam etmek istiyorum. "siktir et ya!" diye geçiyor içimden biraz, "para dediğin nedir ki? bu kadar masraflıysam bırak gitsin, soğuktan donmak da güzel bir ölüm şekli." biraz yeteneklerim gelişsin istiyorum, fazla bir şey değil. askerlik dediğin nedir ki? gidilir, ölünür ve gelinir. ne oluyor abi? neden her şeyin sonu ölüme gidiyor?
hazır ölmek demişken, biraz daha genişletelim ne dersin? ben ölsem, rahatlar mısın biraz daha? üzerindeki yükün hafifler mi? gözyaşların yerini huzur alır mı, merak ediyorum sadece? bilmek istiyorum. çünkü, kendime öyle ölüş senaryoları hazırladım ki, bilsen benimle gurur duyardın.

gözyaşlarımın akmak için hücum ettiği, gözlerimin direndiği dakikalardayım şu an. dışarıdan görmüyor olabilirsin ama içimden, tam şöyle kalbimin oralardan seller akıyor. ağlıyorum abi! ben ağlıyorum. senin odun olarak gördüğün adam ağlıyor. ama, ağlamak dediğin nedir ki abi? ağlarsın, biter. ama bitmiyor ulan! geçmiyor.

aranılan sevgili.

haklısın. çok haklısın. her konu da haklısın. biraz tartışmaya ne dersin? biraz alttan almamaya. biraz, savaşmaya ne dersin be adam. biraz peşinden koşmaya ya da ne bileyim lanet olsun, kalbinin ufak bir parçasından sevmeye yer açmaya ne dersin? sevmemek zor olmuyor mu kimseyi, hafiften duygusal boşluğunda hissetmiyor musun kendini? gelmişini geçmişini... neyse, sakinleş şimdi.
her yazıyla paketimdeki sigaralar bitiyor. bir firmanın sigaralarıma sponsor olmasını çok isterdim. bir adam vardı, nerede o? "sen yaz yeter ki, sigaralarının parasını vereyim!" derdi, bir gün sigara istediğimde kaybolmuştu. bir adama çok güvenmiştim, bir kadına güvendiğim kadar. bir kadınla aldattım erkeği, her şey birbirine girdiği gündü o. her sigaramın, her paketimin parasını ben veriyorum şimdilerde. selam olsun sana, aranılan sevgili. bilmiyorum, bir paket sigara daha bitirmeye değer misin?

konu aşk olduğu zaman... şş, sessiz ol. birilerinin duymasından korkuyorum artık. aşka zerre inancın kalmadığı zamanlarda, bir parça aşık olmayı istemek nedir bilir misin? anlatayım, dinle o zaman. biraz şarap ekleyeyim istersen bardağına, ara vermeden konuşmak istiyorum çünkü; bilen bilir. çok yoruldum artık.

çabuk pes ediyorum, savaşmayı bilmem. hayatı savaş olarak görmekten nefret etmişimdir ki bu yüzden kazanmamış olmalıyım hiçbir zaman. en beceriksiz adamım ben belkide dünyanın. mutlu eder giderim, sever giderim, terk eder giderim ama kalmayı beceremem bir türlü. ben gittiğimde peşimden gelecek bir kadın aradım hep; ben gittim, ara sokaktan girdim ve bekledim! bir kaç adım atsalar, bir kaç adım daha, biraz daha; kafasını çevirseler orada olacaktım. bir kez olsun... neyse, boşver.

öyle bir yağmur yağacak ki, tüm cenabetlik silinecek yer yüzünden diye düşledim hep. bugün, kirli hissedip kendimi, bir kaç aşk filmi izlemek istedim. ilk yirmi dakikasından sonra kapattım hepsini.
biraz hayal et. ilk ilişkini, ilk kadını. ilk kadının, yıllar sonra orospu olmuş halini düşün. "her neyse, ben orospuyum! sense normal insan!" dediğini. cüzdanından çıkan 200 lirayı koy komidinin üzerine, uzaklaş oradan. hayal ettin mi? güzel.
yaralı hissediyor musun şimdi kendini? yoksa kafandan sorgular, sualler mi geçiyor? umrumda değil. yıllar sonra aşkın gelmiş olduğu noktadan bahsettim. aşk filmlerinden, aşk hayatlarından, aşk hayallerinden. sonuçta, hepimiz birbirimizin hayal dünyasında en ucuz orospularız. hayatıma gir kadın, çıkarken komidinin üzerine 200 liranı koymayı unutma.

ve, merhaba aranılan kadın. sana, herkesin hayal dünyasında orospu olduğu dünyadan bildiriyorum. uzaklarda mısın, yakınlarda mısın umrumda değil. güzel bir yazıya başladım, güzel umutlar yazacaktım ama bilmeni isterim; gelecek aşkım hakkında hiçbir güzel şey barındıramıyorum.

dedim ya, aşka inancını kaybetmiş bir insanın aşık olmasına inanabiliyor musun? ben inanıyorum. inancımla birlikte gelenler ortada. bana inanıyor musun? çünkü şu an, en dürüst halimle yazıyorum sana aranılan kadın. gücenme, alınma; sen ne kadar orospuysan, ben o kadar orospuyum.

açık arttırmadan satılık ruh.

yeşiller, sarılar, maviler. bir adam bağırıyor, "100 lira daha arttırıyorum!"
"genç bir ruhun bedeli daha fazla eder. 1000 lira arttırıyorum!" diyor bir adam.
zengin giyimli biri, "100 bin lira!" diyor. sessizleşiyor ortam.
"satıyorum..." diyor sunucu. "satıyorum... sat..."
ve araya giriyor tanrı. "durun, bende daha iyisi ve yenisi var."
tam hayallerin en güzel olması gereken noktadan bildiriyorum. gökleri delen bir gökdelenin en üst katından aşağıya düşerken yazıyorum bu yazıyı, basınç fazlalaşıyor. burnum kanıyor olmalı. hiçbir şey hissetmiyor, şimdiye kadar ölmüş olmam gerekiyordu. tanrının benim için ayırdığı bir lütuf olmalı. ya da onu gülümsetiyor olmalıyım. şimdiye kadar ölmemiş olmamın bir sebebi olmalı.

kulaklık takılıyken su için. yutkunma sesiniz hoşunuza gidecektir. şimdi yutkunduğumu hayal edin, tanrıyı gülümsetmek için hayallerinizden bahsediyor olmanız yeterli. boğazım yanıyor, sigaranın bir etkisi olmalı. biraz daha içebilir miyim? içerim tabi ki, sana mı soracağım? viskinin boğaz yakışlarını hayal edin şimdi. içmemiş olmanız bir şeyi değiştirmez, hayal dünyanız olmalı. unutmayın, hepimiz tanrıyı gülümsetmek için yaratılmış kuklalarız!

gökdelenin iki yüzüncü katında olmalıyım, buralarda hava soğuk, üşüyorum. "güçsüz bir ruhun bedeni 100 bin lira olmamalıydı" diye geçiriyorum içimden. hava ısınıyor. tanrı, artık ona karşı gelmediğimin farkına varmış olmalı. "belki biraz daha düşük olabilirdi" derken şimşekler çakıyor. güzel. tanrı, tekrar ayaklanabileceğimi fark etmiş olmalı. sessizleşiyorum. hissizleşmeliydim şimdiye.

bir müslüman için cami, bir hristiyan içinse kilise, ineğe tapan adam içinse inek kutsaldır. her savaşta camiler, kiliseler yakılır, inekler ölür. insan öldüren bir makine yapar insan, insanları öldürür. her şeyin bir sebebi var... yeşiller, sarılar, dolarlar, eurolar falan.

dibe yaklaşmış olmalıyım, buralar yukarılardan daha güzel. ölmek üzereyken düşünülen her şey güzel aslında. ölmek üzereyken ölümsüzlüğün hayali bile güzel. sen hayal kur, tanrı gülümser.

dibe çarpmış olmalıyım, acıyı hissetmek güzel şey. bedenim buralardan kat kat uzaklarda kalmış olmalı. bir işin sonunu bildiğiniz halde okumak saçma olmuş olmalı. ölmediğimi hayal edin, güzel şey olmalı. tanrıya karşı gelmek, güzel şey olmalı; başka bir açıklaması yok çünkü! ölmediğimi hayal ettiniz mi peki? bırakın şimdi, gitsin, öleyim.

ve hayatlar yaşanır. bir grafik, "televizyon izle, oku, evlen, çocuk yap, yasalara boyun eğ... sonra da bağır 'ben özgürüm' diye!" mesajı verir. milyonlar "tamam sakin ol anarşist çocuk." dalgasını geçer. kimileri ölür. sessizleş şimdi, yutkun, kendinden kork biraz ve okumaya devam et.

ben içtiğim şeyi höpürdetmeyi, sakızı orospu gibi çiğnemeyi severim. yerin en dibinden bildiriyorum, dünyanın çekirdeğinde, ismini bildiğiniz ama hiç görmediğiniz bir yerde yaşıyor olmalıyım. tanrı, yukarıdan gülüyor olmalı, birilerinin cebinde harcanıyor olmalı.

bana biraz tanrı verir misin, borcum olsun? sana biraz para veririm, tanrı yukarılarda. bana biraz para verir misin, geri ödemem. sana biraz tanrı vereyim; geri ödersin.

ben buyum oğlum! kızım!

ben buyum kızım. hiç saklamadım. sana hiç yalan söylemedim. hiç değişmedim. eğer memnun değilsen, sana yetemiyorsam, siktirip gidersin.
güzel replik. söylerken utanıyorum, zira bu aralar çok küfürbazım. bir sihirbazın kendi tekniklerini söylediği hiç görülmemiştir. karşıdaki insanı nasıl tanıyorsun? bir bakışla, her şeyini çözebiliyor musun? siktir et bunları, beni ne kadar yorduğunun farkında mısın? ne kadar yorulduğumu merak ettin mi hiç ya da ne bileyim, "al bunu tanı!" deyip fotoğrafımı atmak geldi mi aklına? gelmemiştir.

siktir edip başkasına mektup yazmayı bırakıyorum. söyleyeceklerim bu kadardı, gerisi saçmalıklarıma bağlı benim.

geçenlerde blogumu kapattım, fark etmemişsinizdir. zira fark edip "neyin var?" demenizi isterdim. geçenlerde bir kaç olay oldu, geçenlerde hiç istemediğim olayların içerisinde buldum kendimi. yine geçenlerde pişman oldum yazdığıma, yazdıklarıma; hepsini silesim geldi. gidesim var, anlıyor musun? kim bilir oğlum! bir intihar mektubu bırakırım arkamda. sözlüklerde "intihar" başlıklı yerlere bir şeyler tıngırdatıp, giderim. ruhun bile duymaz. öldürürüm odunluzıkkım'ı. sikseniz bulamazsınız, giden gitmiştir. gittiği gün biter mi? unutur musunuz kolayca? kolaysa, sorun yok.

"burada neden kalıyorum?" diye sorduğunuzda cevap alamıyorsanız eğer, kalmanın hiçbir anlamı kalmamış demektir. "buradan nereye gideceğim?" sorusu gelir sonra... yine cevap alamıyorsanız, bir an kalmak mantıklı gelir. bir an gidip, bir an gelirsiniz; git gel'lerle devam eder hayat. mutluluk uzaklara gider, yalnızlık yaklaşır. şarkılar anlamsızlaşır bazen. bir an... sadece bir an ölmek istersiniz. cesaretiniz var mı? güzel.

kafam bir hayli sevişmelerde bu aralar. dışardan görseler abaza diye saldırırlar vücuduma, linç olurum. içeriye girseler keşke, biraz yaklaşıp sağa çekseler ve biraz, sadece biraz bekleseler orada. içerden görseler, bambaşkalaşır her şey. biraz beni anlamaya çalışın. biraz olmasa da olur, çok azı da olur, daha azı da... saatin 02.41 olduğu şu dakikalar... ne bileyim, daha azın da azı varsa, o da olur. ben biraz kahve alayım, şekersiz olsun.

Bu Blogda Ara