Ana içeriğe atla

açık arttırmadan satılık ruh.

yeşiller, sarılar, maviler. bir adam bağırıyor, "100 lira daha arttırıyorum!"
"genç bir ruhun bedeli daha fazla eder. 1000 lira arttırıyorum!" diyor bir adam.
zengin giyimli biri, "100 bin lira!" diyor. sessizleşiyor ortam.
"satıyorum..." diyor sunucu. "satıyorum... sat..."
ve araya giriyor tanrı. "durun, bende daha iyisi ve yenisi var."
tam hayallerin en güzel olması gereken noktadan bildiriyorum. gökleri delen bir gökdelenin en üst katından aşağıya düşerken yazıyorum bu yazıyı, basınç fazlalaşıyor. burnum kanıyor olmalı. hiçbir şey hissetmiyor, şimdiye kadar ölmüş olmam gerekiyordu. tanrının benim için ayırdığı bir lütuf olmalı. ya da onu gülümsetiyor olmalıyım. şimdiye kadar ölmemiş olmamın bir sebebi olmalı.

kulaklık takılıyken su için. yutkunma sesiniz hoşunuza gidecektir. şimdi yutkunduğumu hayal edin, tanrıyı gülümsetmek için hayallerinizden bahsediyor olmanız yeterli. boğazım yanıyor, sigaranın bir etkisi olmalı. biraz daha içebilir miyim? içerim tabi ki, sana mı soracağım? viskinin boğaz yakışlarını hayal edin şimdi. içmemiş olmanız bir şeyi değiştirmez, hayal dünyanız olmalı. unutmayın, hepimiz tanrıyı gülümsetmek için yaratılmış kuklalarız!

gökdelenin iki yüzüncü katında olmalıyım, buralarda hava soğuk, üşüyorum. "güçsüz bir ruhun bedeni 100 bin lira olmamalıydı" diye geçiriyorum içimden. hava ısınıyor. tanrı, artık ona karşı gelmediğimin farkına varmış olmalı. "belki biraz daha düşük olabilirdi" derken şimşekler çakıyor. güzel. tanrı, tekrar ayaklanabileceğimi fark etmiş olmalı. sessizleşiyorum. hissizleşmeliydim şimdiye.

bir müslüman için cami, bir hristiyan içinse kilise, ineğe tapan adam içinse inek kutsaldır. her savaşta camiler, kiliseler yakılır, inekler ölür. insan öldüren bir makine yapar insan, insanları öldürür. her şeyin bir sebebi var... yeşiller, sarılar, dolarlar, eurolar falan.

dibe yaklaşmış olmalıyım, buralar yukarılardan daha güzel. ölmek üzereyken düşünülen her şey güzel aslında. ölmek üzereyken ölümsüzlüğün hayali bile güzel. sen hayal kur, tanrı gülümser.

dibe çarpmış olmalıyım, acıyı hissetmek güzel şey. bedenim buralardan kat kat uzaklarda kalmış olmalı. bir işin sonunu bildiğiniz halde okumak saçma olmuş olmalı. ölmediğimi hayal edin, güzel şey olmalı. tanrıya karşı gelmek, güzel şey olmalı; başka bir açıklaması yok çünkü! ölmediğimi hayal ettiniz mi peki? bırakın şimdi, gitsin, öleyim.

ve hayatlar yaşanır. bir grafik, "televizyon izle, oku, evlen, çocuk yap, yasalara boyun eğ... sonra da bağır 'ben özgürüm' diye!" mesajı verir. milyonlar "tamam sakin ol anarşist çocuk." dalgasını geçer. kimileri ölür. sessizleş şimdi, yutkun, kendinden kork biraz ve okumaya devam et.

ben içtiğim şeyi höpürdetmeyi, sakızı orospu gibi çiğnemeyi severim. yerin en dibinden bildiriyorum, dünyanın çekirdeğinde, ismini bildiğiniz ama hiç görmediğiniz bir yerde yaşıyor olmalıyım. tanrı, yukarıdan gülüyor olmalı, birilerinin cebinde harcanıyor olmalı.

bana biraz tanrı verir misin, borcum olsun? sana biraz para veririm, tanrı yukarılarda. bana biraz para verir misin, geri ödemem. sana biraz tanrı vereyim; geri ödersin.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…