Ana içeriğe atla

ben buyum oğlum! kızım!

ben buyum kızım. hiç saklamadım. sana hiç yalan söylemedim. hiç değişmedim. eğer memnun değilsen, sana yetemiyorsam, siktirip gidersin.
güzel replik. söylerken utanıyorum, zira bu aralar çok küfürbazım. bir sihirbazın kendi tekniklerini söylediği hiç görülmemiştir. karşıdaki insanı nasıl tanıyorsun? bir bakışla, her şeyini çözebiliyor musun? siktir et bunları, beni ne kadar yorduğunun farkında mısın? ne kadar yorulduğumu merak ettin mi hiç ya da ne bileyim, "al bunu tanı!" deyip fotoğrafımı atmak geldi mi aklına? gelmemiştir.

siktir edip başkasına mektup yazmayı bırakıyorum. söyleyeceklerim bu kadardı, gerisi saçmalıklarıma bağlı benim.

geçenlerde blogumu kapattım, fark etmemişsinizdir. zira fark edip "neyin var?" demenizi isterdim. geçenlerde bir kaç olay oldu, geçenlerde hiç istemediğim olayların içerisinde buldum kendimi. yine geçenlerde pişman oldum yazdığıma, yazdıklarıma; hepsini silesim geldi. gidesim var, anlıyor musun? kim bilir oğlum! bir intihar mektubu bırakırım arkamda. sözlüklerde "intihar" başlıklı yerlere bir şeyler tıngırdatıp, giderim. ruhun bile duymaz. öldürürüm odunluzıkkım'ı. sikseniz bulamazsınız, giden gitmiştir. gittiği gün biter mi? unutur musunuz kolayca? kolaysa, sorun yok.

"burada neden kalıyorum?" diye sorduğunuzda cevap alamıyorsanız eğer, kalmanın hiçbir anlamı kalmamış demektir. "buradan nereye gideceğim?" sorusu gelir sonra... yine cevap alamıyorsanız, bir an kalmak mantıklı gelir. bir an gidip, bir an gelirsiniz; git gel'lerle devam eder hayat. mutluluk uzaklara gider, yalnızlık yaklaşır. şarkılar anlamsızlaşır bazen. bir an... sadece bir an ölmek istersiniz. cesaretiniz var mı? güzel.

kafam bir hayli sevişmelerde bu aralar. dışardan görseler abaza diye saldırırlar vücuduma, linç olurum. içeriye girseler keşke, biraz yaklaşıp sağa çekseler ve biraz, sadece biraz bekleseler orada. içerden görseler, bambaşkalaşır her şey. biraz beni anlamaya çalışın. biraz olmasa da olur, çok azı da olur, daha azı da... saatin 02.41 olduğu şu dakikalar... ne bileyim, daha azın da azı varsa, o da olur. ben biraz kahve alayım, şekersiz olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…