Ana içeriğe atla

her şeyini topla ve kaç, git.

aynı insan, iki kişi. tek kurşunda iki kuş. biri sigara içerdi, diğeri temiz yüzlüydü. biri sorumluluklarını bilir, diğeri bilmezdi. bir gün tek kurşunla ikisi birden öldü. aynı yerden, tek kurşun. 
hayatım kurtarılamaz noktada, sağa çek kaptan inmek istiyorum. şayet hayatım kurtulursa sana tüm minnet duygularımı göndereceğim, hayatın kurtulacak. tüm dünyayı yok etmek istiyorum, nükleer bombaların emanet edebileceği bir insan değilim. elimde "sakın bu düğmeye basmayın" yazan bir düğme olsaydı, belki dünyayı yok eder diye düğmeye basardım. kafam bir hayli karışık dostlar, hala ölmek istiyorum.
bir şeylerden ölerek kaçamazsın. öldükten sonra bile illa ki bir şeyler kovalar peşinden. hem daha cenaze masrafları var. off, bu dünyada ölmek bile zor iş. "dövüş kulübüne hoş geldiniz, bir kaç beyaz don ve cenaze masraflarınızı hazırlayın." kadar basit bir hayat değil bu. bir anda yok olmak ile, sessizce yok olmak arasında dağlar kadar fark var.
her şeyin başı yanlış seçimler. aslında her şeyin başı, seçimleri öğretmeyen seçim kuralları. bugün yaptığınız seçim, size şu an bir şey kazandırmayacak. bugün yaptığınız seçim yıllar sonra karşınıza çıkıp ağzınıza sıçacak, farkında değilsiniz. her şey dün ve yarın arasında başlayıp bitiyor. bugün önemli değil, bugün zaten yaşıyoruz.
yazar "benim için üzülür müsün, ölürsem bugün?" diyor. benim ölmem umrunda olur mu ölürsem bugün? bak yine aynı boklukla başladık. yine her şeyin sonu yavaş yavaş ölüme gidiyor. yine mi ölmedik? hayır ustam, kimsenin umrunda değil.
herkese bir olric lazım, ama kimse bir olric değil. "bugün de hata yapar mıyız olric?" "şüphesiz ki efendimiz."
en sevdiğim çiçek, dağdaki diken. zaten bu yüzden oram buram, her yanım yara. şu kalbe bak, delik deşik. askerlikten korkuyorum da, gitsem zaten "kalbin delik" der geri iterler. doktor bey, her sabah uyurken burnum tıkanıyor ama uyandığımda hep aynı yerdeyim. çok zor nefes alıyorum doktor bey, buna inat sigara içiyorum ama; uyandığımda hala aynı yerdeyim. ne istiyorum biliyor musunuz doktor bey? biraz siyahlık rica ediyorum, karanlık peşinden geliyor zaten.
arada sırada, nerede olduğunu bilmediğim karaciğerim ağrıyor. karaciğerimdir illa ki, çünkü onun ağrımasını istiyorum. "geceden gündüze, gündüzden geceye bilgisayar başındayım olric." "neden efendimiz?" "çünkü o da başka şeyler kadar zevk vermiyor."
bak doktor bey, bunlar gözyaşları. az önce iki kişi öldürdüler, bir insan. beni öldürdüler. her şeyimi topladım ben de. kaçtım, sana geldim. üçüncü kişiliğim ben, tedaviye ihtiyacım var.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…