Ana içeriğe atla

izninizle, hayatım kayıyor.


aşktan, meşkten, seksten, birbirlerini sevip de kavuşamayanlardan bahsetmeyeceğim. otur şöyle iki sohbet edelim, bana "nasıl olduğumu sorduğunu" farz et. anlatıyorum bak, dinle. berbatım. yıkıldım.

üzgünüm, her zamankinden daha fazla üzgünüm. benim bu anlarımı bilirsiniz, bir yandan ölmek, bir yandan gitmek isterim. bir yandan sisteme küfür eder, bir yandan beklenmeyen şeyler yaparım. bir yandan hala intihar mektubu yazasım var, bir yandan intihar etmek istiyorum. bir yandan, lütfen, benimle ölür müsün? yalnızlıktan korkuyorum, yalnız ölmekten de öyle.
21 yaşımdayım, 14 senedir okuyorum düz mantık hesabımla. güzel bir matematik görmedim, ilk okul öğretmenim bu hallere düştüğümü bilseydi hayata bağlılığını kaybederdi. veli toplantılarının en favori öğrencisiydim ben; "hanımefendi, beyfendi... oğlunuz zeki, ama çalışmıyor. ama yine de tontiş tontiş yanaklarını yerim onun ben. çok sempatik."
ilk okuldan beri gerizekalıydım, öğretmenlerim bendeki bu yeteneği keşfetmiş olmalıydı. yıllardır değiştiğimi, en azından bir zerre olsun zekamda ilerleme olduğunu düşünmüştüm. bir gram beynim varmış gibi ümitlendiren öğretmenlerim suçlu! veli toplantılarının en ezik öğrencisi olmalı, "beyfendi, hanımefendi! oğlunuz bildiğin gerizekalı!" denmeliydim. olmadı.
zaman çok çabuk ilerliyor be adam. gözünü öyle bir kapatıyorsun ki, açtığında bile her şeyin rüya olduğuna inanıyorsun. saklambaç oynanan günün ardından eve gelmiş, yorgun argın uyuduğunu ve bir daha uyanamadığını düşünüyorsun. bana sert bir tokat atın, kafama kurşun sıkın! uyanmak istiyorum artık, yoksa ben yapacağım.
herkesin kendilerine göre sıkıntıları var, anlıyorum. ne yani, en büyük sıkıntım para mı? yoksa, beni hayata iyi hazırlayamadıklarını mı düşünüyorlar anlamıyorum. bir akrabamız var, 3 tane üniversite bitirmiş. ne yapıyor peki? boş gezenin boş kalfası. bir ben varım, henüz üniversite bitirmedim. ne yapıyorum peki? boş gezenin boş kalfasıyım. beni bir mezundan üstün yapan ne o zaman? bir türlü anlamıyorum.
korkma diyorlar, geçer diyorlar. bana biraz daha viski koyar mısın? sarhoş olmak istiyor, anlattıklarıma öyle devam etmek istiyorum. "siktir et ya!" diye geçiyor içimden biraz, "para dediğin nedir ki? bu kadar masraflıysam bırak gitsin, soğuktan donmak da güzel bir ölüm şekli." biraz yeteneklerim gelişsin istiyorum, fazla bir şey değil. askerlik dediğin nedir ki? gidilir, ölünür ve gelinir. ne oluyor abi? neden her şeyin sonu ölüme gidiyor?
hazır ölmek demişken, biraz daha genişletelim ne dersin? ben ölsem, rahatlar mısın biraz daha? üzerindeki yükün hafifler mi? gözyaşların yerini huzur alır mı, merak ediyorum sadece? bilmek istiyorum. çünkü, kendime öyle ölüş senaryoları hazırladım ki, bilsen benimle gurur duyardın.

gözyaşlarımın akmak için hücum ettiği, gözlerimin direndiği dakikalardayım şu an. dışarıdan görmüyor olabilirsin ama içimden, tam şöyle kalbimin oralardan seller akıyor. ağlıyorum abi! ben ağlıyorum. senin odun olarak gördüğün adam ağlıyor. ama, ağlamak dediğin nedir ki abi? ağlarsın, biter. ama bitmiyor ulan! geçmiyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…