Ana içeriğe atla

gerçekler acıdır der babam.

varsa bir duble rakını alırım, yoksa canın sağolsun. sarhoş kafayla nasıl saçmalayabiliyorsam, ayık kafayla da aynı görevi görebilirim. varsa biraz kahvenden de alabilirim, yoksa canın sağolsun. bir kaç dal sigaram var, ikimize fazla gelir.
"ankaranın ayazı iyi vurur oğlum, sıkı giyin." der arada sırada babam. tüm anarşist kişiliğimle ayazına karşı gelir, t-shirt'lerle yaşarım ben. "gerçekler acıdır, kafan basmıyor, bırak üniversiteyi." dedi bugün babam. bir kaç permatik yutup iç organlarımı bile parçalayasım geldi. ameliyat masasında "neşteri karnımda unut" diye yalvarmak istedim doktora. doktoru bulamadım da, düşüncesi bile içimi acıttı.
bana sert bir yumruk atarsan eğer kendime gelebilirim. bir kaç kurşunla kendimden gidebilir, "öbür dünya"ya göz atabilirim. hatta ve hatta; sevdiğim kadın beni başkasıyla aldatsın olsun varsın. en fazla odama çekilirim de... acır be oğlum, çok acır.
şeytana uydum polis amca, sözleşmesi bile var. "milyarlarcası fazla gelir, milyonlarca para bana yeter" deyip bastım imzayı. bilmem kaç yıl önce yolda yürürken facebook'un sahibiydim. daha dün gibi hatırlıyorum dünü, mükemmel bir yazılım yapıp paranın dibine vurmuştum yine. sonra uyandım.
yukarıdaki paragrafta "şeytan" kelimesi, "hayaller" anlamında kullanılmıştır.

dünya ahiret senin olsun, mezarda askıda kalmak istiyorum ben. cennet ve cehennemin arasındaki araf illaki güzel bir mekandır. hem, gittiğim her yerde geleni geçeni izlemek zevk vermiştir bana. sen, amca; yanlış yere gidiyorsun, yerin cehennem. sen, kırmızı elbiseli güzel kız; cennetinde yer var mı?
bardağa sağından, solundan, üstünden ve altından baktım. bardak yine kirliydi, yıkayan her kimse güzel yıkamamış demek ki. bir mektup arkadaşım var mıydı hatırlamıyorum, hiç olmadı sanırım. olsaydı da bembeyaz kağıtları kirletir de gönderirdim. kaleme ağır şeyler yazdırırsan, lekesi çıkmaz; kan lekesi de öyle.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…