Ana içeriğe atla

trafikte ölüm cezası.

saat 23.54. 1 saat 6 dakika sonra, yeni bir otobüs yolculuğuna daha başlayacağım. ölümden pek korktuğum söylenebilir aslında. her küçük çocuğun sahip olmadığı bazı hayaller vardır. hiçbir küçük çocuk ölümü düşünmez zaten. benim en küçüklük korkumdu bir trafik kazasında ölmek.
sessizliğe gömüldüm. şoför hariç 43 kişinin aynı anda susuyor olması, daha önce rastladığım bir şey değil. biletim cam kenarınaydı. ne kadar karanlık olursa olsun hava, bir şeyleri görebilme umudu heyecanlandırıyordu beni. gerçi, teknoloji otobüslerin içine girdiğinden beri dışarıyı izleyemiyorum.

herkesin sessiz olması korkutuyor beni. sanki bir an, en önden birisi çığlıklar atacak da, ses henüz arkaya ulaşmamışken paramparça olacakmış gibi hissediyorum. küçük çaplı kalp krizi geçirmem, en önden gelen bir çığlık sesine bağlı anlayacağınız.

insana heyecan veriyor, korkutuyor. ölümü çok isterken, ölümden bu kadar korkmak büyük ironi olmalı. yoksa, ne bileyim yani; acaba insan, korktuğu şeyleri mi çok istiyor?
bilimsel bilgi vermek gibi olmasın ama, hayaletlerden korkuyorsan eğer hayalet görmek istemezsin değil mi? yukarıdaki paragrafta bahsettiğim şeyin antitezi bu. ölümden korkuyorsan eğer, ölümü istemezsin.
bir ışık şeridi gibi gözüküyor yeşillikler. yeşil ile karanlık birleştiğinde, yeşilin rengi değişmiyormuş; bunu öğreniyorum. arka taraflardan bebek ağlama sesi geliyor sanki... kimsenin ölmesine üzülmem de, olur da ölürsek; bir bebeğin ölmesi ağlatabilir beni.

hala sessiz ortalık. hala trafik kazası geçirmediğimizi varsayıyorum.
ha, olur da trafik kazası geçirirsem diye yazıyorum bu yazıyı. bazen, bazı şeyler içine doğar. bir şeylerin farklı olduğunu düşünür ve hüzünlenirsin.

şimdi, içime küçüklük korkularım doğdu. sanki, bir şeyler farklı. belki de, yine yalnızlıkla yüzleştiğim içindir bu yalnızlık. otobüse binerken arkadaşlarım olurdu eskiden yanımda, "özleyeceğiz, kendine iyi bak." derlerdi. ben yine kendime iyi bakmazdım ama olsun, konuyla alakalı değil.

bir şeyler farklı, bir şeyler hüzünlendiriyor beni. ve kim bilir; beni özlersiniz.

Yorumlar

  1. Şu an yolculuk yapıyorum ve tam da bu sırada okudum yazını. Tuhaf bir şekilde bugün beni de bir hüzün sardı. Ayrıca kimse özlemese bile ben özleyeceğim.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…