Ana içeriğe atla

14 şubat, terk edilmek için güzel bir tarih.

insanlığın kaderinin terk edilmek olduğunu anlamak için fazla büyümek gerekmiyor. henüz ilkokula başladığımda, çok sevdiğim, beni çok seven bir öğretmenim vardı hiç unutmuyorum. hocam demeye başlamadığımız zamanlardı o zamanlar. birinci sınıf bittiğinde, babasının da bitmekte olduğu haberini almıştık. hayatımda en sevdiğim öğretmenimin babası kanser olmuştu, öğretmenimiz tayinini ona yakın bir yere istemişti.

daha ikinci sınıfın başındaysa gelenin gideni her zaman aratacağını öğrenmiştim. bir şeyleri erken öğrenmenin güzel bir tarafı yok; bu günleri yaşadığımdan beri bana her gün terk edilecekmişim gibi gelir.

"hayatın tokadını erken yedik" lafı vardı zamanında internet aleminin asi klavyelerinden düşmeyen. hayatı, en sevdiğimiz dakikalarda, erken gelen gollerle farkı açan tanrının laneti üzerimizdeyken öğrenmek kötü aslında. eğer ki erkenden fark açılırsa kural bellidir; maçı erkenden bırakırsın. gerçi biz mahalle maçlarının en güçlü mahallesiydik, ama tanrının futbol kuralları böyle değilmiş.

geçen yılda sevgililer gününde sevgilim var mıydı hatırlamıyorum. ondan öncesi de illaki yoktur. sevgililer gününe sevgilisiz girmek benim adetim olmuş ama sevgililer gününde elbet insanları terk etmişimdir. birileri beni terk ettiğinden beri birilerini terk etmeye hobi gözüyle bakıyorum zaten. zira ilkokulda hayat bilgisi dersimiz vardı. ikinci sınıfa geçerken bize "merak etmeyin, sevdiğiniz kişiler sizi terk edecek!" dersini öğretmişti.

güzel bir 14 şubat tarihi nasıl geçer biliyor musun? ben bilmiyorum ve bir bilen olarak bu yazıyı okusaydım asla ciddiye almazdım. zaten bilen bir insana rastlarsam buralarda; "neden bu yazıyı okuyorsun, mal mısın? biz kaybedenler olarak buradayız, hiçbir şeye sahip olamayanlar için." diye sorardım!

deli misin oğlum? 14 şubat yazısındasın, bir kaybedenin yazısını okuyorsun. biz kaybedenler olarak buradayız, hiçbir şeye sahip olamayanlar için. bu yüzden, bizler için; 14 şubat, sevgililer günü... birilerini, bir şeyleri, bir yerleri terk etmek için güzel bir gün. özellikle terk edilen tarafsak.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…