bölüm 2: herhangi bir gitme hikayesi daha.


birinci bölüme http://katilinmektubu.blogspot.com/2014/02/herhangi-bir-gitme-hikayesi.html adresinden ulaşabilirsiniz. lütfen, müzik eşliğinde okuyun.

ilk defa bir kadın yatakta böyle inliyordu. daha önce kadınların orgazm taklidi yaptığını bir çok yerde okumuştum. bu kadının orgazm taklidi yaptığından emindim ama ilginçtir ki hoşuma gidiyordu. yatak performansımın kötü olduğunu biliyordum. umrumda da değildi zaten. arada sırada dudaklarından öpüyordum. sevişmenin en çok sevdiğim tarafıydı zaten. sonra hormonlarımızın birbiriyle etkileşime geçmesine izin veriyor, kendimi ona bırakıyordum.

bazı kadınların en hassas noktası, sevişme sonrasında yapılan masum sohbetlerdir. bu kadın diğerlerinden farklıydı. ilk defa birisi kendi dertlerini anlatmak yerine beni tanımak istediğini söylemişti. nazikçe "beni tanımanı istemiyorum, geleceğimizin olmayacağını ikimizde biliyoruz." diyerek teklifini reddetmeye çalıştım. "bana bir fahişeymişim gibi davranmak zorunda değilsin, sadece tanımak istiyorum." diye karşılık verdi.

o an içimdeki her şeyi dökebilirdim aslında. sevdiğim, ömür boyu seveceğim kadın hayatımdan bir hafta önce gitmişti. hem de "seni ömür boyu seveceğim" notuyla birlikte. gittiği andan itibaren dışarı çıkmaya başlamıştım. önüme gelen her kadınla birlikte oluyordum. ömür boyu seveceğim insanı unutmak için başka kadınları kullanıyordum. teknik olarak pisliğin tekiydim, pratik olarak da öyle. yaptığım şeyi doğru kılan hiçbir nokta yoktu. acaba o da beni böyle düşünüyor muydu diye geçirdim içimden. gelen sesle irkildim:
"daldın gittin."
"nereden başlayacağımı düşünüyordum."
"en başından başla."
"dünya üzerinde yirmi milyonda bir gözüken bir hastalık varmış. adını, şanını kimse bilmez. kısaca "beyin kontrol etme yeteneği" diyorlar. çok psikologa gittim, çok arkadaşımı denedim. en sonunda bunun varlığını öğrendim. mantıklı geldi.

dışarıdan bakıldığında güzel bir şeymiş gibi gözüküyor. beyninde var olabilecek her şeyi kontrol edebiliyorsun. bir kadını ertesi gün unutabiliyorsun mesela. elini kestiğin zaman acıyı engelleyebiliyorsun. sigaran akciğerlerini ağrıttığında bloke edebiliyorsun. ilk duyduğumda hoşuma gitmişti.

sonrasında, bana verdiği umursamazlığı fark ettim. yanımda birini öldürseydiler dönüp bakmazdım mesela. ya da ne bileyim, sevişirken nefessiz kalıp ölseydin kalkıp su içer ve olmamış gibi yapabilirdim. aynı şey gibi... hayatım bok yoluna gidiyor şimdi, ama sikime bile takmıyorum."
"küfür etmeni istemiyorum. lütfen." diyerek durdurdu beni.
"düşünsene, gözlerin hiç dolmuyor. hüzünlü olmanın, acı çekmenin nasıl bir şey olduğunu hatırlamıyorsun bir zaman sonra. ilk başlarda bunu çok fazla kullanıyorsun çünkü. önüne gelen her şeyi siliyorsun kafandan. sanki..."
az önce konuşan kadının saniyeler içerisinde uyuyakalışına şahit oldum sonra. anlatacaklarım yarım kalmıştı, yine içimi dökememiştim. uykum da kaçmıştı. rahatsız etmemek için, yavaş yavaş kalktım yataktan. tekrar aynanın karşısına geçtim, hala duygu belirtisi görmüyordum. duygu belirtisi aramaktan vazgeçmeliyim diye düşünmeden edemedim.

salona gidip kanepenin üzerine kıvrıldım. uyumuşum.

uyandığımda sabah rutinim için odama girdim. dünkü kadın yerinde yoktu. telefon numarasını almamıştım, telefon numaramı da istememişti zaten. en azından yalan söylemek zorunda bırakmamıştı beni. kırıldığımın farkında da değildi zaten. "neyse" deyip kırgınlığı da bir kenara bıraktım.

bilgisayarımı açıp "sensizliğin ajandası" isimli bloguma girdim. beynimi kontrol edemiyordum çünkü artık. bir şeyleri unutmamak için, özellikle sonsuza kadar seveceğim kadını unutmamak için yazmalı ve sürekli kendime hatırlatmalıydım. kendime acılardan acı beğenmeli ve sanki hissediyormuş gibi yazmalıydım. kimsenin duymayacağının, kimsenin bir çare bulamayacağının farkındaydım.
başlık: ve bir kadın daha.

bugün gidişinin kaçıncı günü olduğunu saymadım. gidişinden beri kaçıncı kadındı kim bilir dünkü kadın. sana "kadın" ya da "sonsuza kadar seveceğim insan" diye hitap etmekten sıkıldım artık. ismini söylemek istiyorum, ismini bağırmak istiyorum ama duymazsın diye korkuyorum.
devamı gelecek...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

evet dostum, hayatın yükümlülükleri var.