Ana içeriğe atla

bölüm 3: hiç var olmayan gidiş hikayesinin sonu.


bölüm 1'e şu adresten: http://katilinmektubu.blogspot.com/2014/02/herhangi-bir-gitme-hikayesi.html, bölüm 2'ye de şu adresten: http://katilinmektubu.blogspot.com/2014/02/bolum-2-herhangi-bir-gitme-hikayesi-daha.html ulaşabilirsiniz.

bugünün garip olan hikayesi, yıllar önce ölmüş olan dolmuşçu hilmi abi'nin beni aramış olmasıydı. telefonda sesi titrek geliyordu. "abi, sen ölmemiş miydin? tabutunu ben kaldırdım, çok iyi hatırlıyorum." demiştim. "boşver şimdi benim ölümümü, evin önüne çık. geliyorum." diye cevap vermişti o. el mahkum, bir ölüyle görüşmenin nasıl olacağını merak ederek dışarı çıkmıştım.

ölümünün üzerine yıllar geçmesine rağmen hiç değişmemişti hilmi abi. öldüğünde yanlış hatırlamıyorsam 26 yaşındaydı. bense 18dim henüz. ölümü beni hiç etkilememişti. hayata dair felsefesi "ölmek istiyorum. sigarayı bu yüzden içiyorum. genç ölmek, en iyisi." olan insanlardandı o. bir gün akciğerinin nasıl olduğunu anlamadığımız şekilde yandığını duymuştuk. gece yarısıydı, sevgilisi aramıştı. benden başka kendisini seven kimsesi yoktu rahmetlinin.

"seni bir yere götüreceğim" demişti. merak edip "nasıl oldu da yaşamaya başardın?" diye sormadan atladım dolmuşuna. sadece ikimiz vardık. "geldiğim yerler çok garip yerler. ama inan, zamanla alışacaksın." demişti. yüzüne bakıp "seninle gezmeyi, böyle felsefi konuşmalarını özlemişim" dedim. "güzel, bundan sonra hiç ayrılmayacağız."

her yalnız olduğumda beni yanına alır, her derdimi dinlerdi hilmi abi. bir gün "abi, bu kadar bilgilisin. neden dolmuşçu oldun? ben seni büyük bir şirketin genel müdürü olarak hayal edebiliyorum." demiştim. harbiden de zamanında çok büyük şirketlerden genel müdürlüğü teklifi almıştı hilmi abi. diğer insanlarla eşit olmaktan başka bir hedefim yok diyerekten kapatmıştı konuyu.

bir on beş dakikalık yolculuktan sonra etimesgut devlet hastanesinde bulmuştuk kendimizi. "beni takip et" dedi kendinden emin bir şekilde. morga kadar beraber yürüdük. çok soğuktu. ölmüş bedenlerin kokusu sarmıştı her tarafı. zaten başka bir şey kokmasını da beklemiyordum. "bekle" talimatını verdi hilmi abi. bekledim. bir doktor, elinde otopsi raporuyla gelmişti.
otopsi tutanağı

adı soyadı: mustafa odunluzıkkım.
baba adı: belirsiz.
anne adı: belirsiz.
doğum yeri: istanbul, 20.08.1992
ölüm yeri ve tarihi: ankara, 02.02.2014
otopsi yapılmasını isteyen: ankara cumhuriyet başsavcılığı.
otopsi sebebi: öldürülme, cinayet.
devamını okumamıştım. "ne oldu hilmi abi? nasıl ölmüş olabilirim ki? 1 haftadır yapmadığım şey kalmadı." dedim. "oğlum, üzme kendini. insanlar doğar, büyür ve ölürler. yukarıda işler biraz karışıktı. senin ölüm belgen karışmış. azraille tartıştık biraz. bu tarihte burada olman gerektiğini söyledim ona. öyle bir ölümün listede olmadığını söyledi. eğer ki araştırmasaydık ölümsüz olacaktın. sana bu işkenceyi yapamazdık." dedi.

"konu bu değil hilmi abi. yapacağım çok şey var, bana emanet ettiğin şeyleri yapmadım."
"önemli değil, ben onları hallettim."
"tamam o zaman."

hayatımda ilk defa en çok arzuladığım şeyi yapıyordum. kendimi, bir başkasının gözünden görebiliyordum. aynalardan değil, direkt bir gözden. ne kadar da çirkindim. oysaki aynaya baktığımda "yine de biraz giderim var" diyebiliyordum ışığın da etkisiyle. çok çirkindim, belki de bu yüzden hep yalnızdım. "içim temiz miydi hilmi abi?" dedim. "hikayeni hatırlamıyorsun değil mi?" diye cevap verdi.
bak kardeşim... ölümünden sonra bulduğun o notu sevgilin değil, ben koydum. senin üzülmeni hiç istemedim.

en son sevgilinle kavga ediyordunuz. "yeter artık! kalk kendine bir iş bul. bu kadar umursamaz olma!" diye bağırıyordu sana. "beni hayatına sana yardımcı olmam için soktun. güçlü olmayı istediğini söyledin ama yeteri kadar gücümü emdin. hala aynı boksun!" sen onu yine takmamıştın.

mutfaktan bıçağını almıştı. önce kalbinden bıçakladı seni, sonra gitti.
"beni sevdiği yalan mıydı hilmi abi?" diye sordum. "seni bu hayatta benden başka kimse sevmedi. her şeyi sen yarattın, sen yazdın, kafanda olup bitenleri gerçek sandın ve arkadaşlarına bunu anlattın. tek gerçek son sevgilindi. tek sevgilin. o da seni öldürdü." dedi.

hilmi abi'ye içten bir teşekkür ettim. "iyi..." dedim, "en azından kör bir kurşuna kurban gitmemişim."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…