Ana içeriğe atla

herhangi bir gitme hikayesi.


lütfen, müziği dinlerken okuyun.

ışıkları kapatır mıydı acaba gitmeden önce? duygusal olduğum zamanlarda ışığın canımı yaktığını iyi bilirdi. iyice tembihlemiştim. gidiyordu, uzaklaşıyordu. kapının yanından geçerken ışığın düğmesine de basmadı üstelik. arkasına bakıp bakmayacağını çok merak ettim. kafam yatağın duvar tarafına bakıyordu. dönüp bakmaya cesaretim yoktu. dönemiyordum. içinden "ne olur bir şeyler söylesin" diyor muydu acaba?

kapının sesini kısa bir süre sonra duydum. yataktan kalktım. gözlerimi kontrol etmek için aynaya gitmeye karar verdim. uzun zamandır hissetmiyordum, gözlerim dolmuş muydu acaba? biraz da olsa gözyaşım akmış mıydı? özlemiştim bunları. aynanın karşısına geçip en küçük ayrıntılara kadar izledim kendimi. hayır, en ufak duygu belirtisi yoktu. neden böyle hissediyordum o zaman? midemdeki boşluğun sebebi neydi, anlam veremiyordum.

buruk bir hüzün doğmuştu içimde. hüzün olduğundan emin değildim aslında. herhangi bir şey olabilirdi, sadece hüzün olmasını istiyordum. böyle anlarda ne yapılması gerektiğini de hatırlamıyordum üstelik. mutfağa girdim. rafta duran nescafe kavanozunu görünce zulamda sakladığım sigaraların da farkına vardım. böyle anlarda sigara insanın en büyük yardımcısı olabiliyordu sanırım. kahvemi yaptım, sigaramı da alıp arkadaşlarımın doğum günümde hediye ettiği zippoyla balkona çıktım.

rüzgar esiyordu. gökyüzünü izliyordum. sigarayı içime çekerken gökyüzüne bakmak zevkli geliyordu. çocuklar mahalle maçı yapıyordu, seslerini kısmak istedim. "siktirin gidin buradan" diye bağırmak geldi içimden. küçükken mahalle maçlarında topumuzu kesmek isteyen ali amcayı hatırladım sonra, orospu çocuğu... hayatın aslında o kadar kolay olmadığını, zorluklarla dolu olduğunu küçücük yaşımızda göstermişti bize.

sigaram bitti. içeri girip yatağıma uzandım. parfüm kokusu gitmemişti henüz. midemde, aynı yerde, aynı acıyı tekrar hissettim; gittiğini fark etmemiştim bile. telefonumu açıp mesajlarıma, cevapsız aramalarıma bakmayı denedim; yoktu. telefon rehberimden ali'yi aradım. uzun süre çaldı, açan olmadı. sonra serra'yı aradım. ulaşılamıyordu. uzun zamandır annemle babamı da aramıyordum. yine arayasım gelmedi.
geri gelmişti. gözlerimin içine bakarak benden asla gidemeyeceğini söylemişti. yanıma uzanmıştı. saçlarıyla oynanmasını severdi, saçlarıyla oynamaya başlamıştım. beni sevdiğini söylemişti tekrar tekrar. dudaklarımdan öpmüştü.
yatağımdan sıçrayarak uyandım. geldiğini sandım, koşarak tüm odalara ismini bağırdım. yoktu. gelmemişti. tekrar aynaya baktım. hala en ufak duygu belirtisi yoktu. oysaki ağlamak istiyordum. içimden bir ses ağlamamı emrediyordu doğrusu.

akşam olmuştu. bir ümit gelmesini bekliyordum. geriye bıraktığı her şeyi kontrol ediyordum. yazdığı bir not vardı elimde. "bir gün gidersem..." diye başlıyordu. dün gibi hatırlıyordum bunu bana verdiği zamanı. "manyak karı. bir daha duymayayım!" demiş ve sonrasını okumamıştım.
bir gün gidersem, üzülmeni istemiyorum. bir gün gelecek ve gideceğim, çünkü insanlar her zaman gider. gitmeyi, ölüme benzetirim ben. ölümsüz insan yoktur. yaşadığı zaman boyunca hayata küfreden herkesin bir cenaze töreni olur. insanlar ağlar arkasından. oysaki, ölmek güzel şeydir. gitmek de öyle. bir gün gidersem, benim için gülmeni istiyorum senden.

bensiz yapamayacağını biliyorum. sensiz yapamayacağımı da bilmeni istiyorum. beraber "sürekli aynı şeyler zamanla sıradanlaşır" diyorduk hatırlıyor musun? beraber gülüyorduk sonrasında. parkta otururken birbiriyle uzun zamandır evli olan insanları düşünüyordum. ne kadar sıradanlaştıklarını. zamanla birbirlerini ne kadar sevemediklerini düşünüyordum. sonra, aklıma "biz" geliyordu.

bir zaman sonra, bunu düşünmeden edemedim. seni hiç kimsenin sevmediği kadar seviyorum ve bunun hiçbir zaman bitmemesini istiyorum. bana kitapların son sayfasını okumadan yırtmayı sen öğretmiştin. çünkü sonları hiç sevmezdin.

bir gün gideceğim. sonları hiçbir zaman sevmeyiz çünkü. gideceğim, çünkü...
dipnot: okuduğunuz için teşekkür ederim. hikayenin ve bırakılan notun devamı gelir mi gelmez mi bilmiyorum. iyi geceler.

Yorumlar

  1. Ellerine sağlık.:)
    Ben gelmesinden yanayım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. eheh, insan her hikayenin sonu mutlu bitsin istiyor :)

      Sil
  2. Mutsuz bitse de olabilir. İlişkileri zaten kopmuş bir kere ne kadar düzelebilir ki araları nasıl güvenirler sonra birbirlerinden gitmeyeceklerine.?
    Ama ne olacağını okumak isterim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o kısımlar biraz da yazarın hayal gücüne bağlı sanırım. sonuçta gitme sebepleri bilindik "artık seni sevemiyorum" değil de, "seni sonsuza kadar sevmek istiyorum ve bu sistem beni buna mecbur etti" gibi bir şey. kim bilir, göreceğiz :)

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…