Ana içeriğe atla

saçmalattirik: "kırmızı kapılar?"

tam "olur bu" diyorum, tam "oldu" derken bir yazı başlığı takılıyor kafama. içimden bir ses diyor, "içinde bir ses yok..." diyor, içimden bir ses "kırmızı kapılardan bahset bana." diyor. içimdeki sesi anlamlandırmaya çalışıyorum sessizce. "içinizdeki sese kulak verin." diyor televizyondaki amca. televizyonun sesi o kadar yüksek ki duymamazlıktan gelmek içine çekiyor beni. sen kimsin? peki ya kırmızı kapılar?
bugün bir kaç kadeh daha içmiyorum. sigaramın yanan tarafı çok sıcak, ne kadar uzaklaşırsan o kadar yakıyor ve ne kadar yaklaşırsan yaklaş; yanıyorsun. sigaram 1992'de doğdu, sigaram büyüdü. sigaramın hayalleri vardı, sigaram 18 yaşındayken zengin olmanın tadına bakacaktı. bu günlük sigara çok fazla geldi, bırak beni, içmem gerekiyor.
bir düşünüyor içimden bir ses. bir psikopat oluyorum, bir farklı insan. aynı hayatı yaşayan, aynı sigarayı paylaşan üç beş adam. çok karışık dönemler falan. akıbeti belli yaşamların ortasında doğmuş bebeklerin intikamını hayal ediyorum. kırmızı kapılar ardından gelen cehennem sıcağının hafiften farkında varıyor benliğim. yeşil ışıklarsa cenneti andıran kokularıyla selam çakıyor içeriden.

sahi ya, kim bilir bu kırmızı kapılar nereye çıkıyor?
sigaramdan bir nefes daha, sevinen insanlar görüyorum. sigaramın bir fırt daha yanmasını kutlayan farklı sigaralar. bir nefes daha ve bir nefes. son bir nefes alana kadar tek bir sigara hakkım var. son nefese giden yolda kutlama yapan sigaralar. bassı bozulmuş kulaklığın mekanizması bile hafiften bitiriyor sigaramı. bir nefes daha, biraz daha. az kaldı, biraz daha.
içimden bir ses daha... biraz fıstık, biraz kola. hiç var olmayan alkolün damarlarımda hiç gezmemesi etkileyici. pardon, müzik bitiyor. bir müzik daha!
sigaraya ortak olan sigaralar. merkezi değişmiş sigaraların birbirine aşık olması. iki sigara, tek nefes.
pardon, tekrar müzik bitiyor.
pardon, yazı da bitiyor.
ne anlattığıma dair gram fikrim var, biraz söylediklerimi anlamaya çalışsan anlarsın. biraz merak edersen sorarsın zaten. biraz sigaran varsa nefesini dikkatli kullan; her sigara bitiyor. her hayat gibi. bu yazının her sigarasında hayattan bahsediliyor zaten. sigaralar bazen boşa yakılıyor... hayatlar, bazen boşa yaratılıyor.

ve ben... bana soracaksan eğer; hala kırmızı kapıların anlamını arıyorum.
neden... neden içimden bir ses...
içimden... evet içimden, en baştaki paragraftaki gibi içimden...
bir ses içimden, "kırmızı kapılarla ilgili yaz." diyor.
ve ben, neden hala kırmızı kapılar...
neyse, siktir et.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…