depremler.

ben çift karakterli bir birey olmalıyım. bir birey olmalıyım ben çift karakterli. aynı anda yüzlerce kişiyi mutlu edemeyebilirim, ama aynı anda iki kişiyi kontrol etmek kolay olmalı. biriyle gülüp, biriyle ağlayacaksın; fazlası yok. yüzlerce kişiyi aynı anda mutl...
tek bir döngü üzerinde hareket ediyorum, hayatım mutluluk ile mutsuzluk arasında git gel yapıyor. şu süre zarfında kendimden yüzlerce şey kaybettim zaten; yere düşen her şey zamanla kayboluyor. yere düşmüş kişiliğim, yere düşmüş benliğim ve henüz harekete bile geçemeden yerle bir olmuş hayallerim ile oluşturulan bir çikolata hayal ettim bugün; acıydı.

bir yandan kendinden nefret ederken insanoğlu, bir yandan kendini sevemez; bir yandan kendinden nefret ederken, bir yandan başkalarından da nefret edebilirsin ama. bir an üzerime yerleşmiş yalnızlık hissiyle duyulmuş çürük et kokusu... şerefine içmek istiyorum bugün.
başarabilirim. iki karakteri birbirine senkronize eder ve aynı anda gülümsemelerini sağlarsam eğer; dışarıdan baktığınızda güzel bir görünüm oluşur. güzel bir... gülümsemelerini... güzel... ah, başım!
şah damarımın nerede olduğunu kelimelerle ifade etmeye çalışıyordum; bir an şah damarımı kestiğimi hayal ettim. huylandığım için kesilmemiş tırnaklarımla kendimi öldürmek; annelerin çocuklarına öğreteceği ibret-i alem hikayelerinden birisi olabilirdi. tırnaklarımın arasına yerleşmiş şeytanlarla işbirliği yapıp kendimi otuz yedi yerimden de kesebilirdim; ibretlik bir hikayesi olmazdı. otuz yedi diyorum; az buz değil, otuz yedi.
rakamların bilmem kaç olduğu yıllarda, japonyadaydım. büyük depremi gördüm, büyük savaşları gördüm, en ön safhada giden fedaiydim ben her zaman. ilk önce ben öldüm, sonra savaş başladı. savaş... ben öldüm... önce. başım! siktir!
insanlar hikayelerinde, daha doğrusu çocuklar kendilerini büyük komutanlar olarak hayal ederler. ben, neyse boşver. hayallerden çok bahsederdim; japonyadaki büyük depremde kendi ellerimle yaptığım evim yıkıldığında gömdüm onları. tatları güzeldi; bazen tuzu fazla geliyordu.
ben ne zaman mutlu olmaya çalışsam, mutsuzluk içimden seslenir. aslında mutluluk... mutluluk... mutluluk... hayır, bu sefer olmaz. aslında mutluluğun var olduğunu söyleyen çok az insan tanıyorum. düşünsene bugün çok mutlu olduğunu; yarın mutsuz olacağını düşündüğünde, bugünün mutluluğu anlam ifade etmiyor artık. mutluluk... anlam... ifa... lanet.
son bir sigarayla kendime sürekli aynı şeyleri yazdığımı yakınmak istiyordum; son sigaranın, derime basıldığını düşledim. derimin tek bir boşluğu kalmayana kadar yandığını düşünmek delirtiyor beni; hoşuma da gidiyor. ne desem, ne anlatsam bilmiyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

farklılaşamadıklarımız