hiçbir gazete: seçim günü.


doğru politika diye bir şey yoktur; doğru kelimelerle söylenmiş yalanlar vardır. ben politikacıları seçtikleri kelimelere göre değerlendiririm. bu yüzden recep tayyip erdoğan'a hep saygı duymuşumdur. amerika başkanı karşısında ecevit gibi ezilip büzülmek yerine; vücut dilini doğru kullanarak üstün bir insan olduğunu göstermişti.

benim ak parti'yi destekleme sürecim böyle başlamıştı. kemal kılıçdaroğlu'nun yanlış kelimelerle doğruları söylemesi, kendisini büyük bir çaresizliğe itti. devlet bahçeli doğru kelimeleri, doğru konuları anlatıyordu ama yaşlılık başına vurmuştu. kitleleri hareket ettirebilecek bir yeteneği yoktu.

bu yüzden geçen seçimlerde oyumu ak parti'den yana kullandım. her insan yanlış seçim yapar ve her insanın düşünceleri zamanla olgunlaşır. her insan mutlaka kendi kararlarını verebilmeli; ama o günden bugüne çok şey değişti. durun, konu daha yeni başlıyor.
sene 2014 oldu, genel seçimlerin üzerine ben çok değiştim. benimle birlikte binlerce etmen de değişti. 17 aralık'tan beri takip ettiğim bir gündem var. insanların, ilk defa futbol dışında başka konularda birlik olmasından mutluluk duyarken eleştirmeden duramıyorum.
seçime saatler kala, hala hangi partiye oy vermem gerektiğini düşünüyorum. nsa skandalından sonra gizlilik konusunda büyük paranoyaklık taşıyor, 'ya beni neden dinlesinler ki?' diye bir köşeye bırakamıyorum. bir tarafıma chp'yi, diğer tarafıma mhp'yi, arkama akp'yi koyuyor ve hepsini eşit derecede değerlendirmek istiyorum ama olmuyor; çünkü... birader! burada bir sorun var!
daha geçenlerde annemle babam cemaat yurtlarına gitmem için baskı kuruyordu. cemaatten nefret ediyor ve "öldürseniz gitmem!" cevabını veriyordum. bugün ak parti, düşüncelerime ters düşen her şeyi yapıyor ama ne sağa kaçabiliyorum, ne sola kaçabiliyorum. çünkü sağımdaki chp, nefret ettiğim cemaat'i; solumdaki mhp, nefret ettiğim cemaat'i savunuyor. ortadaki ak parti'yse üçüne karşı savaş veriyor ve içimden bir ses diyor ki; "önünde, sağında, solunda... her şey aynı boka çıkıyor."
seçime az önceki paragrafıma göre daha az saatler kaldı, ama hala hangi partiye oy vermem gerektiğini bilmiyorum. içimde bir tartı olsa ve tüm eksileri artıları tek tek ölçse keşke.

ben soru sormadan duramam. "peki chp birinci olursa, cemaat chp'yi ne denli kullanacak? chp kendini ne denli kullandırtacak? mhp ile chp koalisyon olduysa eğer; cemaatin çıkarları daha büyüyecek mi? peki bugün başbakanı bile dinleyen adamlar, bizi de dinleyebilecekler mi? gizli kalması gereken hayatım ne kadar açıkta kalacak? halk, yani biz, gram kazanabilecek miyiz? peki, kemal kılıçdaroğlu; bir anda doğru kelimelerle yalan söylemeyi nereden öğrendi?"

soruları nereye çekersem çekeyim, uzayacak.
sağa gidersem de aynı boka çıkacağım.
sola gidersem de aynı boka çıkacağım.
arkamdaki adamlar da aynı boka çıkıyor.
önüme baksam kendime ihanet!
seçime saatler kaldı, birader hala ne bok yiyeceğimi bilmiyorum.
kimsenin bu ülkeyi kurtarabileceğine inanmıyorum.
çünkü; dün cemaatten nefret ederken, bugün nasıl güvenmeyi başardık? chp'ye koyu şekilde bağlı olan insanlar, cemaatin varlığını nasıl kabul edebiliyor? bu seçimin sonunda, halk kazanabilecek mi? tekrar soruyorum, halk kazanabilecek mi? yoksa; ak parti'den çekilenleri cemaat daha fazla mı çektirecek?
bilmiyorum.
neden mi anarşistim?
pardon, konu karıştı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?