Ana içeriğe atla

mutsuzluk.

her seferinden farklı bir şekilde, ilk defa bir başlığı büyük harfle başlatmak istedim. ilk defa büyük harflerle başlayan cümleler kurmak istedim. hafif kafam uçuk olsaydı eğer bu yazıyı yazmak daha zevkli olurdu, hafiften kafan iyiyse bu yazıyı okumak daha iyidir. zaten dünyanın değişmeyen tek özelliği olsa gerek sarhoşken sorulan "oğlum acaba sarhoşken gerçek insanlar oluyoruz da, sarhoş değilken yalan mıyız?" sorusu.

bu şarkıyı sevmedim, gerçekten. değiştirmek istiyorum, dur bir dakika, değiştirdim. tamam, devam edebiliriz.

ben aslında sessizliği sevebilirdim. sessizlik içerisinde çığlık atan insanlardan bahseden yazarı ilk okuduğumda çok heveslenmiştim mesela. sonrasında sessizlik içerisinde yaşayan her insanın, aslında çığlık atmak istediğini öğrendim.

ben aslında çığlık atmaktan nefret ederim. ben aslında... bir insanın da kelimelere döktüğü gibi; her şeyi sevmemek için yaratılmışım. yaratılmamış olsaydım dünyanın ne eksiği, ne fazlası olurdum. bak, yine oldu işte; kendisini her insanın hayatında yükmüş gibi gören ama dünyadaki varlığını kabul edemeyen şeylerden oldum.

her neyse işte, bu müzik gerçekten güzelmiş. tekrar tekrar oynatarak yazarım ben bu yazıyı, ama konu bu değil.
konunun ne olduğunu biliyorsan eğer, bir mesaj uzağındayım. uzakta durma öyle, yakınlaş. bana aynalar kadar yakın ol; tanrıymışsın gibi davran, nefesini hissedeyim. bana hiçbir insanın anlayamayacağı şeyler söyle, benim anlayıp anlamamam dert değil. bana biraz beni umursama; en güzel bu yakışır çünkü.
biraz mantıklı düşünebilmeyi isterdim. bana bir silah ve kalem ver; bir intihar mektubuyla intihar bırakayım geride. bir dakika düşünebileceğimi sanmıyorum. bir dakika ya, neyi düşüneceğimi bile bilmiyorum ben aslında. abi ben aslında çok garipleştim, doktorlar buna depresyon diyordur eminim. ama bilirsin, ben doktorlardan da nefret ederim.
hiçbir şeyin, hiçbir şekilde beni mutlu edemeyeceği dakikalardan bildiriyorum. bir arkadaşımın deyimiyle yine; "senin derdini biliyorum, sana kadın lazım." diye düşünmeden edemiyorum. bir kaç dakikalığına, düşünmeden yalnızlığa davet ediyorum herkesi. bir kaç dakika kalabalığın içinde kaybolmaya davet ediyorum. görünmezliğin formülünü arayan bilim adamı; bana ulaş. sana sırrımı söyleyeceğim.
böyle, ne bileyim, nasıl anlatsam. ben anlatırım anlatmasına da, doğru kelime eksikliğinden yargılanırım sonra. birisini sevmenin binlerce yolu olduğu gibi; mutsuz olmanın da binlerce yolu vardır. küçükken gördüğüm o bisikletsiz çocuk mutsuz ederdi beni, lisedeyken sevdiğim kadının sevgilisini dinlemek garip gelirdi. büyüdükçe delirdim biraz daha; şimdi var olmak bile mutsuz ediyor.
evcilik oynarken dünyanın en iyi ailesine sahip çocuk olurdum ben. dakikalar sonra varlığımı kabul edemezdi kimse; oyun bozulurdu. en zevk aldığım oyunlardan birisiyse balkona oturup, geçen kırmızı arabaları saymaktı. bu bir, bu on beş, yüzden sonra kaç geliyordu? bir.
ben kitapların son sayfalarını da okurum; ama sonlar çok gereksiz değil mi?
bu yazıyı bir yere bağlamak, neden bahsettiğimi anlatmak zorundayım.
ama, umrunuzda olmayacaksa eğer; ne bileyim işte...
çok gereksiz değil mi? ben gibi?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…