Ana içeriğe atla

artı on sekiz: silinmiş mektuplar.

yazının artı on sekiz etiketinde olmasının sebebi, çok fazla seks objesi içermesidir. duygusal bir yazıdır ve seks hikayeleriyle alakası yoktur.

bugün de dünyanın bir kenarında biten ilişkiler, edilen intiharlar var. henüz hiç çekilmeyen bir aşk filminin oluşturulamayan seks karakteri gibi kaybolmuş hissediyorum kendimi. çok gergin olmanın yanında, çok da yalnızım. henüz iki meme arasına yeni girmiş bir çük kadar anlamsızım belki de. yazılmamış mektubun, henüz mürekkebi hiç akmamış kalemi bile olabilirim; neye benzediğim belirsiz.

3 kişilik bir evde, tek başına yaşayan süperman'in gizli hayatını merak etmişimdir hep. kahramanlıklarla anlatılan masallara benzemiyor izlediğim hiçbir porno filmi. ve hiçbir porno filmi, iğrenerek dinlediğim günahkar tohumlarının hikayesine benzemiyor.

porno filmlerini bir kenara bırakıp, günahlarının tohumlarını dünyaya bırakan insanlara bakıyorum tekrardan. çocuğu oldu diye sevinen, yeni yetme anne ve babanın kararsızlığını gözlerinden okuyabiliyorum. henüz ortaokuldayken yaşanmış kimya dersinin egzotik tepkimelerinden çıkarıyorum denklemini her şeyin... bir kararsızlık ile bir sevinci tepkimeye sokup sokup çıkartıyorum; kararsızlığın kararlılığı artıyor her seferinde.

"bak delikanlı" dediğini biliyorum televizyondaki bir adamın. "korunun! mutlaka korunun!" diye insanlara kazıklanmış prezervatiflerin, bir dağ tepesinde kaybolup zamanla dünyanın çekirdeğine doğru inmesine şahit oldum. iki insanın sevişmesiyle engellenmiş volkan patlamasının mayalı'ları nasıl katlettiğini bizzat biliyorum.

henüz doğmadan öldürülmüş bebekler adına seviyorum bugün. bana sorsaydılar eğer; ben de bir halıya yapışan, bir peçeteye dökülen ya da çıkışı olmayan bir lastiğe girip acımasızca öldürülen sperm olmak isterdim.

her neyse. bugün kendimi... sağ memesi yeterince ellenmiş, okşanmış bir kadının sol memesi gibi hissediyorum. sağ memesine bakıp iç geçiriyor ve "hatam neydi?" diye soruyorum kendime.

bilmiyorum. bir insanın, bir memesi; diğerinden büyük olabilir mi? neden ben sağ meme kadar büyük, sevilen, okşanan olamadım?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…