Ana içeriğe atla

bir tabak çorba.

anlatamadığım çoğu şeyde sakladığım, bilinmedik hayal kırıklarıyla doldum taştım. kendimi öldürmek istiyorsam sebebi kendim değilim. bunu bilmek bile acı veriyor. ne kadar fazla "intihar edeceğim" dersem, o kadar az ciddiye alınacağımı da biliyorum. insanları kendimden yavaş yavaş uzaklaştırıyorum; hızlı bir ölüm acı çektirmez çünkü.
yunuslar acı çekerken de gülümserler, ölürken de. ve, ölürken bile gülümsüyordu çocuk; en yakınındaki sandalyede, elimde çekirdeklerle izlemiştim bunu. yalnızlığıyla verdiği savaşta kaybeden tarafı yönetmişti. düşmanı tarafından öldürülmek ile kendisini öldürmek arasında savaş veriyordu son günlerde.

cevabı, hepimiz biliyorduk.
olayları hikayeleştirmeden anlatamıyorum. hikayeleştirdiğimdeyse kimse anlamıyor zaten. hayatım boyunca anlaşılmayan insan olarak kalmaktan korkuyorum. "birileri beni anlasın" diyerek başlayan küçük bir istek ancak bu kadar büyüyebilir ve büyümeye son hızla devam edebilirdi.

güzel kitaplarda hiç yaratılmamış karakterler oluşturuyorum, okurken. olay örgüsü tam önümde gerçekleşirken müdahale edemiyor olmak da acı veriyor. kitabın yazarını arayıp ulaşamıyorum; telefonlarımı açsaydı farklı olabilirdi. ben mutsuz olduğum sürece; her kitabın sonu, her filmin sonu, var olmuş her şeyin sonu kötü bitmek zorunda.

kendi yarattığım kitaplarda bile olayın içerisine dahil olamayan karakter oluyorum. dört yüz sayfalık kitabın sadece bir köşesinde ismim geçiyor ve bir okuyan tekrar okumuyor beni.

ismimi bile hatırladıklarını zannetmiyorum.

neyse, ne yazdığımı ben bile anlamamışken; gece gelecek çorbanın hasretini tutuyorum şimdiden.

bir gece daha mı yalnızlığa bağımlı kaldık üstat? bu geceler bitecek mi dersin?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…