Ana içeriğe atla

çekirdeğin dudakta bıraktığı garip tat.

bir geceyi daha godfather'ın efsanevi müziğini içten yaşayarak kapatalım. bu sefer içimizde, kimsenin bizi rahatsız edemeyeceği gerçeği olsun. şerefine içelim. şerefimize içelim, saygıdeğer dostum... benliğim.
"çekirdek yedikten sonra dudakta oluşan garibimsi tat varken dudaklarımda, beni öpebilir misin?" diyen kadını hatırlıyor musun? adet dolusu ruh halleriyle yanaştığında, sırnaşma dönemi gelmiş kedi gibi olduğunda içtiği alkolün de etkisiyle sabaha kadar sevişmek istediğini söylediğinde verdiğin tepkiyi hatırlıyor musun? sarhoştun belki de... hiçbir şeyi hatırlamıyor olabilirsin.

ben hatırlıyorum. beyninin içindeki adam.
kendinle yüzleşmek doğru bir şey değil biliyorsun. aynalar yalan söyler, insanların gözleri aynalardan farklı çalışır. aynaya göre; nereden baktığın kadarsın. bir insana göreyse; sana nereden baktığı kadar.

senin kafan böyle şeylere çalışmaz. yaşadığın göz ağrısıyla tüm hislerini unuttuğunda devreye soktuğun ben ile konuşuyorum seninle; her şeyi hatırlıyor musun?
gözü yaşlı kadının elinde silahla karşına dikilmesini; kafasına dayayıp, kendini öldürememesini hatırlıyor musun? bir kadının kafasına silah dayadığını hatırlıyorum. ve bir kadının, kafana silah dayadığını.

en iyi ölüm senaryoları sıralamasında listeye bile girememiş bu ölüm çeşidi hakkında yazdığın şeyler, kafanda yankılanıyor mu? birinci sıraya koyduğun; kafanın etrafına monte edilmiş sekiz tane silahı aynı anda ateşleyebilecek bir ölüm sistemini yaratırken sana yardımcı olmayı çok istemiştim. bunu yapmanı çok istiyorum esasında. bir silahı patlatmaya korkarken, geri kalan yedi silahı patlatmaya ne kadar cesaret edebileceğini düşünüyorum.

düşünebiliyorum da. ben, beyninin içindeki adamım. sakladığın adam.
yağlı bir çekirdekle sigaranın birleşiminde çıkan ızgaramsı kokuyu biliyor olmalısın. bir insanın kafa derisine sigarayı bastığında aynı kokuyu duyacağını tahmin ettiğini biliyorum. senin hakkında çok şey biliyorum aslında beynimin içindeki adam.

basit bir şekilde sayıldığında iki kişiymişiz gibi gözüksek de; gelişmiş bir tarama yapıldığında tek kişiyiz. ben senden daha fazlası ve daha cesaretlisiyim; biraz da aptalım... o kadar.
biraz bilinçaltına girsen; henüz fark edemediğin dövüş kulübünün ince senaryo ayrıntılarını fark edebilirdin. benim kadar zeki olsaydın eminim; kaçırdığın onca ayrıntının farkına varabilirdin.

intihar düşüncelerine gizliden sakladığın ikinci benliğini öldürmenin egosunu yaşatmayacağımı biliyorsun. elindeki silahı alsan ve kafana sıksan; yanlışlıkla kendini öldürec...
lafını kestim. özür dilerim. barut kokusu, çok güzel. öldün mü? harikasın. bilinçaltımda sancılanan dövüş kulübü senaryosunu daha iyi anlıyor olmalısın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…