Ana içeriğe atla

ilgi orospusu.

benim yalnızlığım normal bir yalnızlık değil aslında. ne bileyim, adına yalnızlık bile denilmediği noktalar var bunun. hayatıma koyduğum "ya en uç, ya en dip" kuralının oluşturduğu bir yan etki de olabilir. kendimi "ya tam olarak yalnız, ya da tam olarak kalabalık" hissetmeye odaklamış olabilirim. değişmeyen gerçeğin ta kendisiyle yüzleşmek zor geliyor sadece; kalabalığı mı, yalnızlığı mı istiyorum? bu ikilemler beni öldürüyor.

kendimi ben bile anlamıyorken, başka birinin gelip beni anlamasını beklemek ve o insana muhtaç olduğunu zannetmek çok saçma aslında. şu an ne düşündüğümü bile tam anlamıyla bilmiyorum. bu yüzden adına "yalnızlık" demek çok saçma geliyor. duygusuzluk denilebilir, anlamsızlık denilebilir, boşluk denilebilir. "hiçlik" bile dendiğinde mantıklı duruyor.

diğer bir taraftan baktığında adına ne dendiğinin hiçbir önemi yok aslında. kendimi şu an mutsuz hissediyorum, kendimi dakikalar sonra, saatler ve aylar sonra mutsuz hissedeceğim ve sebebi bu olacak! bazen kendime oturup "kendini mutsuzluğa odaklamışken ne kadar mutlu olabilirsin?" diye soruyorum. tekrar ikileme düşüyorum: "mutlu olmayı mı, mutsuz olmayı mı istiyorum?" diye kalıyorum öyle.

aslında sorunun ben de farkındayım. sorun ne biliyor musun sayın okuyan? ben bir ilgi orospusuyum ve ciddi anlamda aylardır ilgi yoksunluğu çekiyorum. "ölmek istiyorum!" dediğimde gülüyorlar, çünkü ben de gülüyorum. "intihar edeceğim!" dediğimde gülüyorlar, çünkü ben de gülüyorum. kendimle ve insanlarla ciddi anlamda iletişim kurabildiğim tek yer blogum ve sorun burada başlıyor...

"hissettiğim şeyleri nasıl soracaklarını bilen insanlarla konuştuğumda; kafamdaki düşünceler ortaya  çıkıyor ve kendimi anlatabiliyorum. ama bu siktiğimin blogunda kendimle başbaşayım. ve o kadar çok yalanı, doğruyu, düşünceyi kendimle paylaşmışım ki; kendime bir şeyleri anlatmak istemiyorum artık. kendi kendime konuşmaktan, kendi kendime bir şeyleri düşünmekten bıkmış bir durumdayım. bu yüzden, siktiğimin düşünceleriyle kendi kendime savaş veremiyor, kendimle yüzleşemiyorum artık!"

ciddi anlamda bir ilgi orospusuyum ben. ama, hayatımda kendimle ilgili her özelliği gizleyip bastırdığım gibi; içimdeki ilgi isteğini öyle bir bastırmışım ki... ilgi orospusu olduğumun farkına varmam için, bana birilerinin ilgi göstermesi gerekiyor.

neyse ya, sikerim ilgisini blogunu. ben çorba içmeye gidiyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…