Ana içeriğe atla

mutsuzluğa bağımlı 3.

neden kimse ağıt yakmıyor? bugün ben ölmüşümdür. ya da bir başkası. uzakta da olsa, yakında da olsa birileri ölmüştür. neden kimse ağlamıyor?

benim en son amcam ölmüştü. babaannem'in "oooyy ciğerim gitti" diye ağıt yaktığını hiç unutmam. babamın ağladığını, bugüne kadar en güçlü bildiklerimin ağladığını.
bir gün chopin ile oturuyoruz, hiç unutmam. piyanosu, daha önce hiç duymadığım, esrar kokan, insanı hüzünden hüzüne sokan bir şeyler mırıldıyor. yanına yaklaşıyor ve "ne mırıldanıyorsun?" diye soruyorum. piyanosu susuyor, chopin susuyor. zaten ötmeyen kuşların sessizliğini duyuyorum. bir şeyler fısıldayan sağ ve sol meleklerim bile susuyor. chopin gözlerime bakarak susuyor. chopin konuşuyor... "cenaze marşı..." diyor, "sana hazırladım."


benim için üzülmesini istemiyorum hiç kimsenin. bırak biraz daha benden bahsedeyim, olur mu? rica ediyorum. benim için kimsenin ağlamasını istemiyorum. ben, benim için yeterince üzülüyorum zaten. benim için ölüme adım adım yaklaşıyor, benim için dua bile ediyorum.
kendini kaybetmiş bir benliğin bağımlılığında üçüncü gündeyiz. üçüncü serideyiz. üçü de birbirinden değişik hikayelerle dolu. üçünün de konusu bir mutsuzluk üzerine birleşmiş; üçünü de kimse anlamıyor.

fikirlerimiz hemleşti artık, siz anlatamadığımı; ben anlatamadığımı düşünüyorum. anlamaya çalışırsanız da anlamazsınız beni, anlıyorum. bugünler de geçecek, ben öldüğümde.


bana gülmenizi istiyorum. benden bahsetmeyi bırakacağım birazdan. bir intihar mektubu yazmayı düşündüm günler önce. en güzel intihar mektubu, boş olandır gibi geldi sonra. ölümün ardından bırakılmış bomboş sayfalar. yazılmaya müsait.
profesyonel bir tedaviye ihtiyacım var. birilerinin beni duymasını istiyorum sadece.
birileri beni duyarken anlasın. her insan gibi, anlaşılmaya ihtiyacım var.
bana anlatacakların umrumda değil, yaşayacaklarımız da öyle.
her ruh birbirine eşitlenir zamanla. sahi ya, benim bir ruh eşim vardı zamanında.
ruh ikizim.
ruh eşim.
ruhum.
ve sessizlik.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…

1 yıl.

buraya yazmayalı çok uzun zaman oldu. her gün yazdığım, yazmadan duramadığım, yazarken paketlerce sigara bitirdiğim günleri hatırlarım. insan hayatı biraz garip olsa gerek; insanı, yazmadan duramadığı günlerden yüzüne bile bakmadığı günlere getirebiliyor. insan hayatı garip gerçekten... size, bu garipliklerden bahsetmek isterim.

hiç, ömür boyu mutlu olmayacağınıza inandınız mı? "sınırsız seçenek hakkın olsaydı, şu an seni ne mutlu ederdi?" gibi bir soruyla karşılaşıp cevapsız kaldınız mı? hayatta bir adım daha ileri gidemeyeceğinize, gücünüzün kalmadığına, pes ettiğinize, her şeyden pes edeceğinize ve hiçbir şeyin sizi mutlu edemeyeceğine inandınız mı? ben inandım. körü körüne inanıp, körü körüne yaşadım bunları; kendimi mutsuz etmek için elimden geleni yaptım. hayatım boyunca çıktığım merdivende, bir sonraki adımı atmaya sıkıldığım için inmeye başlamıştım. güçsüz olduğumdan değil, sıkıldığımdan. yaşarken yaşamaktan sıkılır mı insan? ben sıkıldım, çoğunuz gibi.

eskiden olsay…