Ana içeriğe atla

mutsuzluğa bağımlı 4

her şeyin çözümü olup da uygulanmaktan korkulan tek bir şey var. yapıldığında ne olacağına dair cevabı henüz bilinmeyen fakat pek de önemli olmayan bir şey. konu, bugüne kadar yapılan her şeyi unutmaksa; bugünden sonra olacaklar, hayata yeni bir başlangıç yapmak gibidir zaten.
zaman geçtikçe cesaretim artıyor. cesaretim arttıkça aptallığı daha iyi tanıyorum. insanlığın aptalca şeyler yapıp intihar edesi, insanlara intiharı güzel bir şeymiş gibi gösteresi geliyor. ölümün güzel tarafı sadece ölen için var; geriye bırakılan her şey kötü.

bir şeyde yeteneği olmayan bir insanım ben. bir şeyde yeteneğim olsaydı, geliştirmek için hiçbir şey yapmazdım zaten. tam bir şeylere, öncelikle aileye bağımsızlığımı ilan ettim derken; işten çıkarılmak zorunda kaldığımı öğrenmenin nasıl bir şey olduğunu anlatamam. benim kelimelerim sadece karamsarlığa, çaresizliğe ve ölüme çalışır çünkü.

içinde bulunduğum çaresizliği kelimelere dökebilirim ama. bir şeylerin altına elimi soktuğumu ve şimdi en başa döndüğümü anlatabilirim. ama bunların hepsi, gereksiz şeyler.
gülmeye programlanmış bir hayvanım ben. her şey olup biterken, hayatım tekrar eski mutsuzluğuna geri dönmüşken gülümseyebilir ve "hey, bakın... her şey yolunda. sadece yalnız kalmak istiyorum." diyebilirim. her insan yapabilir bunu.

yalnız kalmak istiyorum a dostlar. çünkü, içerisine düştüğüm uçuruma hep beraber düşmektense, yalnız düşmeyi tercih ederim ben. ölürken bile önce kendimi değil, arkadaşlarımı düşünmek gibi büyük salaklık yapıyorum çünkü.
nasıl anlatsam daha edebi olur bilmiyorum. yazının hiçbir edebi tarafının kalmadığını ben de hissettim. yazdıklarımı şöyle bitireceğim o zaman.
kırmızılı bir kadın öldü. siyah bir duygu doğdu.
siyahı da ben öldürdüm. hoşuma gittiği için.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…