mutsuzluğa bağımlı.

ve hayata öyle bir pencereden bakıyorum ki; mutsuz olmadığım sürece mutlu olamıyorum. benim mutluluğum, mutsuz hissettiğim dakikaların ufak saniselerinde saklı.
bugün de bir kaç dal sigara içtim, en ucundan saysan bir paket eder. ikinci pakete geçmek istedim, cebimdeki yeşilliklerin azlığıyla "siktir et... içmesen de ölmek istersin." kararı aldım kendi kendime. market açık olsaydı ikinci bir paketi daha alırdım tabi. bilen bilir; içerken ölmek, daha zevkli.

ne kadar az uyursam hayatı o kadar fazla yaşayacağım gibi geliyor. hayatı ne kadar fazla yaşarsam da o kadar sıkılıyorum. ben ruhumu kaybetmişim; sahibinden satılık ruh arıyorum.
önüme seksen yıllık bir hayatta neler yapabileceğime dair liste çıkarmadım. önüm o kadar boş ki, sürekli geriye dönüyor ve geleceğimi geçmişimle yaşatıyorum.

58 yıllık dev adamın, babamın durumuna yazdığı "hayat çok kısa, yaşadığın anın değerini bil." kısmını okuyorum. 58 yılda neler yaşadığını düşünüyor ve gözlerim dolu dolu fotoğrafına bakıyorum. çok iyi anlıyorum onu. 58 yılla 21 yılı karşılaştırıyorum sonra.

58 yılı gözünü kapatıp açıncaya kadar geçirmiş benim babam. ve ben... 21 yıl.
derinden üzülüyorum bu aralar ve derinden hiçbir şey hissetmiyorum. bazen oturup da hiçbir şey hissedememe üzülürüm ben. üzüntünün bir his olup olmadığına karar veremem ama. çünkü duygusuzken bile üzülebilir, mutluyken bile ağlayabilir insan.
bizim mahallenin kasabı ölmemiş bugün. bakkalda duran amca hala aynı. tam 21 yıl geçmiş, çok çabuk büyümüşler. büyüdükçe yaşamayı öğrenmişler.

tam diyorum, 21 yılda büyümüşüm ben; ruhum ölmüş. yaşamın amacını anlatacak kimse de kalmamış.
benim mutluluğum, mutsuzlukta yaşadığım o küçük saniselere saklanmış.
"küçük mutluluklara açık ol" diyen insanlara inat hesapladım ben de.
ufak, minik saniselere saklanmış bir mutluluk... ne kadar büyük olabilir ki diye...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

neden rap(müzik) yapamadık?

sence şu an saat kaç?