Ana içeriğe atla

ya yolun sonundaysam?

yine blogumu kapatmayı, kaybolmayı düşünüyorum. bu yola ilk baş koyduğumda verdiğim "bir gün gideceğim. arkamdan bakacaksınız." sözümü tutmak istiyorum. kime söz verdiğimi hatırlamak zor oluyor; zira o günlerden hiçbirisi kalmamış hayatımda. en son birini hatırlıyorum bak... ben gitmeden önce gitmenin tadına varmış bir insan olarak şu cümleleri yazmayı uygun görmüş:
"kanka, hayatımda yeni bir doneme giriyorum. sırf o yüzden seni silicem. ama nefret veya küsmekten değil. zamanında tanıdığım güzel bir insan, anı olarak zihnimde varlığımı devam ettirmeni istediğimden siliyorum seni. hayatında başarılar."
aklımın bir kenarından akıp giden godfather müziği ile yazmayı daha uygun buldum bu sefer. sizin de dinlemenizi istiyorum.


hayatımda hep efsanevi gidişlere tanık oldum. isim vermeden gidişlerini anlatabileceğim insanlar oluştu. eskilerden okuyanlar olsaydı bilirdi, ben isim vermekten çekinirdim hep. hayatımda gerçek isim kullanarak anlattığım tek hikaye merveydi; keşke öyle kalsaydı.

efsar'ın gidişi çok hoştu mesela. geri dönmeyeceğini bilmek beni üzüyor. elif'in gidişi ve dönüşü çok değişikti mesela. nur bir defa gitti, geri dönebileceğini düşünüyor ama bir daha hiçbir şeyin geçmişteki gibi olmayacağının farkında bile değil. mine giderken "ara verelim, artık mutlu olamıyorum" demişti. içimden bir ses, son yıllarımda hayatımda büyük bir yerde bulunan ali'nin bile gideceğini söylüyor. fuat avni'nin de dediği gibi: "beklenen son yakında."

her şeyi bir kenara bıraktım da, insanların beni üzülemeyen bir manyak olarak tanıması hoşuma gitmeye başlıyor artık. ben bir köşede oturup sigaramı yakıyor; tüm hüzünlerimi birleştirip acı çekiyorum. güçlenmenin hayalini kurarken güçsüzleşiyorum. daha da güçsüzleşiyorum ve farkında değiller ama... son zamanlarda cümlelerimde de bahsettiğim gibi: yolun sonuna yaklaşıyorum.
geçmişe bakarak geleceğini yaşayamazsın diyorlar. haklılar da. bir hata yapıp sürekli geçmişte yaşıyorum. bir şeyleri değiştirmenin, gerçek kişiliğime, gerçek hayata geri dönmenin vakti geliyor ve geçiyor artık. sahtelikle kurduğum, duygularımı katlettiğim insanı soğukkanlılıkla öldürmenin vakti geldi sanki. insanların "odun" diye hitap ettiği insan olmaktan çıkıp normalliğe dönmenin zamanı geldi gibi.
işin en kötü tarafı da ne biliyor musun? bu hayatı yaşadıkça, gidenlere alıştıkça yani, hiç kimsenin kalıcı olmayacağını anlıyorsun. hiç kimsenin kalıcı olamayacağını, teker teker yıkılacaklarını ve bir şarkıcının da şarkısında belirttiği gibi: "her sene sofranda beraber içtiğin dostların azalacağını" anlıyorsun.

neyse. ben bir intihar mektubu da yazarım bunun üzerine.
kendimi öldürmem ama tanıdığınız insanı öldürürüm.
büyük bir soğukkanlılıkla, hayatımda yaptığım her seçimde olduğu gibi; bunun da yanlış olduğunu bile bile yaparım bunu.
eski insanlar, kim olduğumu bilmeyen insanlar olmadıkça tadı kaçtı çünkü bunun. mutluluğun varlığını bilmediğim halde, mutlu olmayı özledim artık.

ya da kim bilir... bir şeyleri öldürmeyi özlemişimdir belki de.

neyse, behzat ç'nin de dediği gibi: "eyvallah la."

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

iyi ki varsın.

sana ne yazacağımı bilmiyorum. aslında, sana ne yazacağımı çok iyi biliyorum da kelimelere dökemiyorum. bir yanıma kahvemi aldım, diğer yanıma da bırakmak için söz verdiğim sigaramı. yazmak bana zararlıdır belki, belki de zararsız. hiç bilmiyorum ama çok mutluyum; yanımda sen varsın. yanımda kal... bana en yararlı sen varsın, geriye kalan her şey zararlı. benim için baktığım her yerde sen varsın; gerisi anlamsız.

ellerim biraz soğuk, elimin en soğuk yerinden tutar mısın içim ısınsın. ya da bana biraz bakar mısın, cennete olan sevdam artsın. saçlarınla oynayabilir miyim, çocuklukta hevesimi alamadığım oyuncaklarım için. ellerinden ben tutabilir miyim ya da? soğuk bir yerin kaldıysa ısınsın diye.

sana çok şey yazdım. sana yazdığım her şeyi sildim, tekrar yazdım. kelimelerin duruşunu beğenmedim bazen. bazen, seni sevdiğimi tam anlatamadıkları için kızdım; tekrar sildim, tekrar yazdım. bir daha beğenmezsem eğer tekrar siler tekrar yazarım. sana değer. senin için, tek tek, ayrı ayrı tüm ke…

siz hiç başarısızlığı çantanızda taşıdınız mı?

henüz 23 yaşındayım. geçenlerde bir yazı okudum. bana "hayatı aceleye getirme" diyordu. yine uzun bir zaman önce geçenlerde birileri bana "steve jobs üniversiteyi bırakmış. sonra apple'ı kurmuş." diyordu. biraz daha önceye gidebilirim. google'ın küçük bir garajda kurulduğu gerçeğine kadar yani. insanların öğütlerinden bahsetmekse konu, hayatımın her köşesini anlatabilirim. memur olmamı isteyenlerden, değer verdiğim her şeyi hiçe saymamı bekleyenlerden girebilirim konuya. dolabımdan hiç çıkarmadığım, "bir gün başarılı bir insan olacaksın." dendikten sonra verilmiş kol düğmelerinden bile bahsedebilirim. hiçbir şeyi değiştirmez, biliyorum. hiçbir şeyin değişmesini istemiyorum zaten... sadece, anlatasım var.

iki üniversite gördüm ben. ikisini de bitirmedim. birini daha üçüncü ayımın başında bıraktım. diğeri 5 sene sürdü, bırakmak üzereyim. üniversiteyi bırakmak iyi bir şey değil, biliyorum; fakat üniversiteyi bitirmek de zannedildiği kadar iyi değil.…

5. ay: gidersen...

saat geç oldu, uyuyup uyanalım. saatini kur, bir sanatçının da dediği gibi "her sabahın, bir anlamı olmalı." her sabah, bir anlam oluşturmalı. ölüm var, ölüyoruz işte; hem de kaç defa olduğu hiç belli değil. ölüm var, ölüyorlar işte; kim olduğu çok mu önemli?

şimdi de kayıp giden zamana mı takacağım bilmiyorum. şimdi, neye takmam gerektiğini de bilmiyorum kafamı. ya gidersen? ya kalmazsan? içimden bir his diyor ki "bütün cümlelerin yarım kalır." içimden bir ses uyarıyor, "zaten sessizsin... giderse, ne anlamı kalır?"

derin bir uykudan uyanır gibi, komadan büyük bir isteksizlikle çıkar gibi... hiç dinmez gibi ve hiç bitmez gibi... akla gelen her kötü betimleme gibi korkular. neden, ne için... cevabı bulunmayan bir yerde. beynin derinlikleri, kalp atışının ulaşamadığı yerler gibi. hiçbir işe yaramayan apandisit gibi ve daha bir çok şey gibi... ne çok gibi oldu, kendimden çekindim.

bi değişiklik var anlıyor musun? neyin değiştiğinin farkında değilim üstelik…