ağlamak ile gülmek, ikisini aynı anda yapabilmek.


ağlamak ile gülmek arasında kalmak arafta kalmak gibi; son saniyeye kadar cennete mi yoksa cehenneme mi gideceğini bilemiyorsun. ben bir insanın sessizce ağlamasını, hunharca gülmesini seviyorum; en çok da ikisini aynı anda yapabilenlere hayranım.
lütfen biraz uyuyabilir misiniz? hıçkırıklara boğularak ağlamamı hiç kimsenin duymasını istemiyorum. yeni doğmuş bir bebeğin ciğerlerinin açılması için ağladığı kadar ağlamak istiyorum hem de. günlerce, aylarca, birileri beni anlayıp "nolur yapma artık!" diyene kadar ağlamak istiyorum.

sonra ağlayamıyorum ama uyuduğunuzda. karışıyorum kahvenin içerisinde eriyip giden şeker gibi. bir yerlerde eriyor, gözden kayboluyorum ve kimsenin... ama kimsenin aklına kahvenin içerisine bakmak gelmiyor.
nasıl acı çektiğimi ve bunu nasıl sakladığımı anlamanız mümkün değil. gerçek hayatta suratıma bakıp "oha bugün bir hayli mutlusun!" diyen insanı bulduğumda keşfettim bunu. mahallelerin arasında, tüm komşular duysun diye attığım kahkahalarla keşfettim bunu. kahve falında "vazgeçmezsin!" diyen kadının ağzına işedikten sonra "kolay pes ediyorsun!" diyen arkadaşlarımı sevmek ve ömür boyu bırakmamak istedim.

bana ne olduğunu anlamak zor. bu aralar kendimle çok fazla vakit harcayamadığım içindir belki de bu. ya da bir şeyler yaparken sürekli kendimi düşündüğüm içindir. hiç kimsenin derdini dinlememeye, sadece kendime odaklanmaya alışık değilim ben. sadece kendime odaklandığımda karşıma gelen dertlerle yüzleşmekten korkuyormuşum bugüne kadar. "buna cesaretim yok!" diye bağırmamın faydası da yok.

elleri kolları bağlı, deliler hastanesine koyulmuş, yerinden kımıldayamayan insan silüeti gibi hissediyorum kendimi biraz da. kendimi o kadar çok şeymiş gibi hissediyorum ki, bir türlü bana dönemiyorum. kendimi bir türlü kendim gibi hissedememenin verdiği acı içerisindeyim yine. kendimle yüzleşirken bile farklı benzetmelerin kölesi oluyorum.
birilerinin beni anlamasını bekledim, olmadı. birilerine derdimi anlatsam, söyleyecekleri o kadar çok şey vardır ki; hepsini tahmin edebiliyorum. birilerinin bana beni anlatmasını istedim sadece. tam biri beni anlatabilir dediğimde; hayatın bile "hayır, anlatmamalı!" dediğini fark ettim.

işin hikayesine vurdum kendimi. yine sabahın köründe uyanıp etrafı kontrol ettim. kimse yoktu. yüzümü yıkamak, üzerimi değiştirmek ve buralardan siktirip gitmek istedim. kendime bir kahve koyup, siktirip gidemeyeceğim üzerine konuştum hiç kimsenin olmadığı odada. beni o an görseydi biri, çaresiz bir şizofren yerine "henüz yaşayacak çok şeyi olan mutlu birine" benzetmeyi tercih ederdi.

uyumadığım zaman içerisinde "mutlu olabileceğimi" düşündüm biraz. mutlu olamayacağımı anlamam geç olmadı zaten. sigaramı terk edenler için değil de var olanlar için yaktığımda...
hikayeyi bitirmem gerektiğini fark ettim. birileriyle onun dertleri hakkında konuşmaya ihtiyacım vardı çünkü. kendi yapamadığım, kendime bir türlü uygulayamadığım her yöntemi çözüm önerisi olarak önlerine sunup içimi rahatlatmalıydım. birilerinin bunları yapabiliyor olması mutlu ederdi en azından.

çünkü, benim yapamadığımı görmek...
sizin de anlamayacağınız gibi, kelimelerin de anlatamayacağı gibi...
biraz gerçek geliyor.
ve yüzleştiğim her gerçek bana...
yalanlarla yaşamayı, hayallerle yarattığım bir kadını yazmayı öğretiyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

1 yıl.

sence şu an saat kaç?

neden rap(müzik) yapamadık?